21 Kasım 2013 Perşembe

2008 Türkçe Oks Soruları ve Çözümleri


2008 Türkçe Oks Soruları ve Çözümleri

1. "Kabarmak" sözcüğü aşağıdakilerin hangisinde "şişmek, genişlemek" anlamında kullanılmıştır?
A) Bu olayı duyunca delikanlının yüreği acıma duygusuyla kabardı.
B)  İhtiyarın damarları kabarmış zayıf elleri, dizlerinin üstündeydi.
C) Kendisini alkışlayan halka başıyla selam vererek kabarıyordu.
D)  İhtiyaçlar dışında alışveriş yaptığı için masraf kabardı.
2. "Yol" sözcüğü aşağıdakilerin hangisinde "Bu yolda rahatlarını ve servetlerini feda ederek ülkeye hizmet ettiler." cümlesindeki anlamıyla kullanılmıştır?
A) Hedefe ulaşmanın birden fazla yolu olabilir.
B) Duyguların eğitimi sanat yoluyla olur, derdi.
C) Bizim köyü ilçeye taşlı bir yol bağlıyordu.
D) Üniversiteyi kazanma yolunda çok emek harcadı.

3. "Daha önce de bu olayla karşılaşmıştım." cümlesindeki durumu aşağıdaki altı çizili ifadelerden hangisi anlatır?
A) Vaktiyle böyle bir şey benim de başımdan geçmişti.
B)  İçimden geçenleri onu kırmayacak şekilde söyledim.
C) Aklımdan geçenler gerçekmiş gibi sevindim.
D) Sofraya gelen tatlı, az önce gönlümden geçmişti.

4. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde zıt anlamlı sözcükler bir arada kullanılmıştır?
A) Dostluktan saygıyı kaldıran onun en büyük süsünü kaldırmış olur.
B) Gündüz kandilini hazırlamayan, gece karanlığa razı demektir.
C) Mutluluk varacağımız bir istasyon değil, bir yolculuk şeklidir.
D) Talihsizlik sırasında bile talih, açık bir kapı bırakır.

5. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "oyun" kelimesi diğerlerinden farklı bir anlamda kullanılmıştır?
A) Küçüklüğümde en çok körebe oyunu eğlendirirdi beni.
B) Bu oyunun kurallarını yeni yeni öğreniyorum.
C) Sahneleyeceğimiz oyun büyük bir şair tarafından yazılmış.
D) Parkta oyun oynayan çocukların mutluluğuna diyecek yoktu.

6. Oturma odasında duran bir penguen, insanın pek garibine gidebilir elbette; ama unutmamak gerekir ki bir oturma odası da bir penguenin garibine gider.
Bu cümledeki insan ve penguenin durumunu aşağıdakilerden hangisi ifade eder?
A) Şaşkınlık C) Hayranlık
B) Kararsızlık D) Meraklılık

7. İyi yazar, belli sınırlar içinde kapalı kalan değil, eserlerinde evrensel düşünceleri ele alandır.
Bu cümleye göre iyi yazar olmanın şartı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Güncel ve ilginç konuları işlemek
B) Farklı edebî türlerde eserler vermek
C) Bütün insanlığı ilgilendiren konularda yazmak
D) Okuyucuların isteklerini göz önünde bulundurmak

8. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "kesinlik" anlamı vardır?
A) Uludağ'a yapacağımız yolculuk eğlenceli geçecek gibi.
B) Belki de bunun küçük bir kuş olduğunu sandılar.
C) Selimiye'yi galiba beş yıl önce gezmiştim.
D) Elbette reçetedeki bu imza da doktora ait.


9. (1) Kınalı kuzu, damın gölgesinde kıvrılmış uyuyordu. (2) Birden duyduğu sesle uyanıverdi, kulakları dikildi. (3) Kendi kendine "Bu da neydi?" diyerek sesin geldiği yöne döndü. (4) Yuvasından düşmüş olan serçe yavrusunu gördü.
Bu parçadaki numaralandırılmış cümlelerin hangisinde kınalı kuzuya insana ait bir özellik verilmiştir?
A)1         B)2         C)3            D)4

10. "Ders alınmış başarısızlık, başarı demektir."
Aşağıdakilerden hangisi bu cümleyle aynı anlamdadır?
A) Başarısızlığı doğru değerlendirmek, kişiyi başarıya götürür.
B)  İnsan sevdiği işi yaparsa daha başarılı olur.
C) Başarıya ulaşan insanlar, başarısızlıktan korkmayanlardır.
D) Başarıya ulaşmak için çok çalışmak ve azimli olmak gerekir.

11. Onun bizden farklı olduğunu sanıyorduk, ama o da hayvanları seviyormuş.
Altı çizili sözcüğün yerine aşağıdakilerden hangisi getirilirse cümlenin anlamı değişmez?

A) aynı zamanda          C) dolayısıyla      B) bu sebeple      D) ne var ki

12. "Açılıp, kitaptır, kapanan, kazançla, umutla, kitap, iyi" kelimeleriyle anlamlı ve kurallı bir cümle oluşturulduğunda en sondaki kelime aşağıdakilerden hangisi olur?
A) umutla                                C) iyi
B) kitaptır                                D) açılıp

13. Gülen yüzler güzeldir. En güzel hâlimiz, güler yüzlü hâlimizdir. Havalar güzel gittiği zaman doğa da gülüyor demektir. Bebekler sımsıcak gülerler: Dizleriyle, dirsekleriyle, parmak bo-ğumlarıyla, pabuçlarıyla... Renkler gökkuşağında bir araya gelerek güler. Uzun yaz günlerinde caddeler, tıklım tıklım insan doludur; kalabalığı görünce durmadan güler caddeler. Otomobiller akar gider, motosikletler kahkaha atar.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisinin "nasıl" güldüğünden söz edilmemiştir?
A) Caddeler                         C) Bebekler
B) Renkler                           D) Yüzler

14.
Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!

Cahit Sıtkı Tarancı

Bu şiirin ana duygusu aşağıdakilerden hangisidir?
A) Ümit        B) Güven     C) Sevinç     D) Özlem
15. İstanbul, gerçek bir balıkçı şehriymiş. Balığı da balıkçısı da çokmuş. O günlerin birinde ihtiyar bir kadın, balık almaya semt pazarına gitmiş. Balıkçının söylediği fiyatı çok bulunca "Yarısını vereyim, iş tamam olsun." demiş. Balıkçı bu pazarlığa çok içerlemiş ve "Teyzeciğim! Senin dediğin fiyat ancak balık kavağa çıkınca olur." demiş.
Bu parçada balıkçı, ihtiyar kadına verdiği cevapla aşağıdakilerden hangisini anlatmak istemiştir?
A) Balığın çok olduğu bir zamanda fiyatın düşeceğini
B) Balığın o fiyata hiçbir zaman satılamayacağını
C) Ucuz balıkların semt pazarı dışında bulunduğunu
D)  İstanbul'da balık fiyatlarının daha fazla yükselmeyeceğini


16. Anadolu'da bayram da seyran da davulla başlar. Davul güm güm vurmadıkça bayramın, seyranın tadı mı olur? Düğün mü var? Önce davul gelsin. Karşılama, uğurlama onsuz olur mu? Onun sesi Anadolu'nun sesidir.
Bu parçaya göre davulun "Anadolu'nun sesi" olmasının sebebi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yetenekli ustalar tarafından çalınması
B)  İnsanların dikkatlerini bir yere toplaması
C) Coşku içeren törenlerde kullanılması
D)  İnsanlara değişik duygular yaşatması

17.
1. Eğer onlardan bazılarının anlamlarını bitmezsek düşünceler arasında bağ kurulamaz.
2. Yazıda ve konuşmada sözcükler su gibi akar.
3. Bundan dolayı kelime hazinemizi zenginleşti rmeliyiz.
4.  İşte o zaman geniş duygu ve düşünce dünyasına açılabiliriz.

Numaralandırılmış cümlelerle anlamlı bir paragraf oluşturulduğunda hangisi ilk cümle olur?
A)1             B)2            C)3            D) 4
18. Başkasını benim gibi olmadığı için eleştirmem. Kendimi bağlı hissettiğim bir biçime başkalarını zorlamam. Bambaşka, bin türlü yaşama biçimi olabileceğine inanır, buna akıl erdirebilirim. Farklılıkları benzerliklerden daha kolay kabul ederim. Bu yüzden dilerim.
Bu paragraftaki boşluğa aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) insanlar arasındaki farklılıklara saygı gösterilmesini
B) kişileri birbirinden ayıran özelliklerin giderilmesini
C) düşünce yönünden insanların birbirine benzemesini
D) toplumların aynı yaşam tarzını benimsemesini

19. Gençliğinde kazanç peşinde koşmayıp zevke dalan, hastalığında ve ihtiyarlığında perişan olur.
Bu cümle aşağıdaki atasözlerinden hangisinin açıklamasıdır?
A) Yazın gölge hoş, kışın çuval boş.
B) Damlaya damlaya göl olur.
C) Ayağını yorganına göre uzat.
D) Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.

20. Günler arasından yazın ucu gözükünce içimde tarifsiz bir boşluk doğar. Ortalıkta kimsecikler kalmamıştır. Artık sokakta, otobüslerde adımba-şı bir tanıdıkla karşılaşamazsınız. Telefonunuz çalmaz olur. Birilerini arar, cevap alamazsınız. Kapısını çalacak bir dost bile bulamazsınız. Herkes tatilini geçireceği bir yer bulmuştur kendine.
Bu paragrafın en uygun başlığı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yaz Parıltısı                    C) Yaz Biterken
B) Yaz Geceleri                   D) Yaz Hüzünleri

21. "Dalgalandı geminin beyaz yelkenlerinde umut birdenbire." cümlesiyle aşağıdakilerden hangisinin öge dizilişi aynıdır?
A) Yağmur bulutları geçecek köyümüzün üstünden.
B) Kaynar bu cezvede kahve durmadan.
C) Uçuyor şimdi gökyüzünde bir kırlangıç sürüsü.
D) Kulak verdim yürekten kavala saza.


22. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili kelime diğerlerinden farklı bir görevde kullanılmıştır?
A) Kasabaya bir an önce varmak için durmadan yürüdük.
B) Uçurtmanın kuyruğunu takarken yanlışlıkla çıtasını kırdım.
C) Büyüdüğüm şehre yıllar sonra gelmek beni duygulandırdı.
D) Otobüsü durakta görünce merdivenlerden koşarak indim.

23. Aşağıdakilerin hangisinde altı çizili kelime aldığı ek sebebiyle yeni bir anlam kazanmamıştır?
A) Üzerindeki  kirli elbiseyi çıkarıp çamaşır sepetine attı.
B) Toplantılarına tam vaktinde gider, kimseyi bekletmezdi.
C) Portakal bahçesi ile zeytinliğin arasında beyaz bir ev vardı.
D) Aceleci davranışlarımdan dolayı herkesi telaşlandırmışım.

24. Aşağıdakilerin hangisinde "o" kelimesi, bir ismin yerine kullanılmıştır?
A) Diğer arkadaşları gibi o da yaşlılara yer verir.
B) Yağmur yağdığı için o gün pikniğe gidemedik.
C) Kaleden o eşsiz manzarayı izlemek çok zevkliydi.
D) Arkadaşlar, o arada işin çoğunu halletmişler.

25. Aşağıdakilerin hangisinde altı çizili kelime "varlığın kime ait olduğunu bildiren" bir ek almıştır?
A) Kapıyı açıp sesin geldiği yere baktı.
B)  İkram edilen ayranı afiyetle içti.
C) Hediyeler içerisinde en çok bunu beğendi.
D) Arabası boyandıktan sonra yeni gibi oldu.





2008 OKS TÜRKÇE A KİTAPÇIĞI CEVAP ANAHTARI

TÜRKÇE TEST
1. B
2. D
3. A
4. B
5. C
6. A
7. C
8. D
9. C
10. A
11. D
12. B
13. D
14. C
15. B
16. C
17. B
18. A
19. A
20. D
21. B
22. C
23. B
24. A
25. D


2007 Yılı Trafik İstatistikleri Açıklandı


2007 Yılı Trafik İstatistikleri Açıklandı

Emniyet Genel Müdürlüğü, 2007 Yılında Meydana Gelen 749 Bin 456 Trafik Kazasında 3 Bin 459 Kişinin Hayatını Kaybettiğini, 149 Bin 140 Kişinin İse Yaralandığını Açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü, 2007 yılında meydana gelen 749 bin 456 trafik kazasında 3 bin 459 kişinin hayatını kaybettiğini, 149 bin 140 kişinin ise yaralandığını açıkladı.
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün web sayfasında açıklanan trafik istatistiklerine göre, 665 bin 458 yerleşim yerinde, 83 bin 998 yerleşim yeri dışında olmak üzere 749 bin 456 kaza meydana geldi. Bu kazaların 2 bin 671'i ölümlü, 84 bin 295'i ise yaralanmalı olarak kayıtlara geçerken, 662 bin 490 kaza ise maddi hasarlı olarak nitelendirildi. Meydana gelen bu kazalarda bin 219 kişi yerleşim yerlerinde, 2 bin 240 kişi yerleşim yeri dışında olmak üzere toplam 3 bin 459 kişi hayatını kaybetti. 96 bin 81 kişi
yerleşim yerinde, 53 bin 50 kişi yerleşim yeri dışında meydana gelen kazalarda olmak üzere toplam 149 bin 140 kişi trafik kazalarında yaralandı. Kazaların maddi hasar miktarı ise 1 trilyon 346 milyon 744 bin 452 YTL olarak belirlendi.
Ölümlü ve yaralamalı kazaların oluş şekline göre bakıldığında ise, yandan çarpma ve çarpışma 26 bin 609, yayaya çarpma 17 bin 352, yoldan çıkma 12 bin 203, devrilme 10 bin 268, arkadan çarpma 9 bin 745, sabit cisme çarpma 8 bin 114, karşılıklı çarpışma 6 bin 739, duran araca çarpma 3 bin 252, araçtan düşen insan 634, hayvana çarpma 515, araçtan düşen cisim 182 olarak tespit edildi. Araç sayısına göre ise tek araçlı 41 bin 100, iki araçlı aynı yönde 18 bin 278, iki araçlı zıt yönde 10 bin 861, iki araçlı
komşu yönlü 10 bin 861 ve çok araçlı 4 bin 640 olarak tespit edildi.
Sürücü kusurlarına bakıldığında ise arkadan çarpma 147 bin 964, doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma 131 bin 963, kavşaklarda geçiş önceliğine uymama 106 bin 944, manevralarını düzenleyen genel şartlara uymama 83 bin 693, kurala uygun şekilde park etmiş araçlara çarpma 48 bin 788, şeride tecavüz etme 26 bin 402, kırmızı ışık veya görevli memurun dur işaretini geçme 15 bin 551, ikiden fazla şeritli yolda karşı yönün şeridine girme 7 bin 934, taşıt giremez işareti ile bölünmüş yolda karşı yönün
şeridine girme 7 bin 540, geçme yasağı olan yerlerde geçme 5 bin 679, yerleşim birimi dışındaki yolda zorunlu olmadan park etme 4 bin 432, kaplamanın dar olduğu yerlerde geçiş önceliğine uymama 2 bin 678 olarak belirlendi. Diğer sürücü kusurları arasında araç hızını virajlara girerken azaltmamak 55 bin 917, araç hızını yük ve teknik özelliklere uydurmamak 50 bin 274, alkollü olarak araç kullanmak ise 5 bin 8 olarak tespit edildi.
Kazaya karışan araçlar ise otomobil 827 bin 850, kamyonet 268 bin 570, kamyon 75 bin 464, minibüs 75 bin 111, otobüs 5 bin 921, motosiklet 32 bin 239, çekici 23 bin 137, arazi taşıtı 18 bin 34, motorlu bisiklet 5 bin 566, traktör 3 bin 555, bisiklet 3 bin 195, tanker bin 709, özel ve diğer akaçlı taşıt bin 512, iş makinesi bin 412, ambulans bin 37, at arabası 3888, tren 241, tramvay 179.
Kazalarda kusur oranı ise sürücü 814 bin 710, yaya 13 bin 159, araç bin 41, yol 510, yolcu 364 olarak belirlendi.


2000 yılında açılmış dernekler


2000 yılında açılmış dernekler
                       
Savaş veya afetin yıkımına maruz kalmış canlılardan;
Kaybolanların aranması,
Enkazaltında mahsur kalanların kurtarılması,
Kurtarılanlara ilk yardım yapılması,
Gerektiğinde enkaz bölgesinin güvenliğinin sağlanması gibi sivil savunma faaliyetlerine devletin resmi güçleri yanında ve eş güdümünde gönüllü olarak katılmak isteyen kişiler, sivil toplum örgütleri özel ve tüzel kişiliğe sahip kurum ve kuruluşlar "SİVİL SAVUNMA GÖNÜLLÜSÜ" olarak adlandırılmaktadır.
NASIL SİVİL SAVUNMA GÖNÜLLÜSÜ OLUNUR ?
Kişi olarak Sivil Savunma Gönüllüsü olmak istiyorsanız bulunduğunuz il veya ilçenin Sivil Savunma Müdürlüğüne baş vurunuz,orada mevcut "Sivil Savunma Gönüllüsü Görev İstek Dilekçesini" ve "Taahhütname" yi doldurup imzalayınız ve iki fotoğraf vererek adınıza düzenlenecek "Gönüllü Görev Kartınızı" alınız. Bundan sonra siz sivil savunma gönüllüsüsünüz. İl ve ilçede düzenlenecek eğitimlerde görevinizle ilgili eğitim alacaksınız. Bir afet vukuunda göreve çağrılacaksınız, çağrıldığınızda en kısa sürede kartınızda belirtilen buluşma yerinde hazır olunuz.(Ağustos 2001 tarihi itibari ile Bireysel gönüllü sayısı 995 kişiye ulaşmıştır).
Resmi ve özel kurum kuruluş veya sivil toplum örgütü olarak "Sivil Savunma Gönüllüsü" olmak isteniyorsa, bulunduğunuz il veya ilçe Sivil Savunma Müdürlüğüne baş vurularak kuruluş ile Sivil Savunma Müdürlüğü arasında protokol imzalanacak Mülki İdare Amirinin onayı ile yürürlüğe girecektir. Kuruluşunuzdan verilecek üye listesine göre " Sivil Savunma Gönüllüsü Kartı" düzenlenecektir. Gerektiğinde göreve çağrılacaktır. Birden fazla şehirde şubesi bulunan kuruluşlarla Sivil Savunma Genel Müdürlüğü arasında protokol yapılmaktadır. Diğer Gönüllük işlemleri ise mahalli il ve ilçe Sivil Savunma Müdürlüklerce yürütülmektedir.

GÖNÜLLÜLERİN EĞİTİMİ
Sivil savunma gönüllüsü olmak üzere İl ve İlçe Sivil Savunma Müdürlükleri'ne başvuran kişilerin gönüllülük işlemleri tamamlananlar ile Sivil Savunma Müdürlükleri arasında protokol imzalayan sivil toplum örgütü üyelerinin sivil savunma konularında yetiştirilmeleri amacıyla; il ve ilçe sivil savunma müdürlüklerinin yıl içerisinde düzenleyecekleri eğitimlere katılmaları sağlanmaktadır. Ayrıca, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü veya Sivil Savunma Müdürlükleri ile protokol imzalanan sivil toplum örgütü üyeleri içinden seçilen eğiticiler için Ankara'da Sivil Savunma Kolejinde 15 er işgünü süreli dönemler halinde açılan "Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Kurslarına" katılmaları sağlanmaktadır. Bu kursu bitiren eğiticiler kendi örgüt personeline eğitim vermeleri sağlanarak, sivil savunma eğitimleri ülke düzeyinde yaygınlaştırılmaktadır.
GENEL MÜDÜRLÜĞÜMÜZLE PROTOKOL YAPAN KURULUŞLAR
05.05.2000 tarihinde yürürlüğe konulan "Gönüllülerin Sivil Savunma Hizmetlerine Katılma Esasları Yönergesi" ne uygun olarak, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü ile 8 Sivil Toplum Örgütü ve 6 resmi kurum olmak üzere toplam 14 kurum ve kuruluş arasında protokol yapılmıştır. İl Valilikleri ile sivil savunma hizmetleri konusunda katılım ve işbirliği protokolü yapan sivil toplum örgütü sayısı da 67' ye ulaşmıştır.


19 MAYIS 1919 – 29 EKİM 1923 ARASI ÜLKEMİZDE YAŞANAN TARİHSEL OLAYLAR


19 MAYIS 1919 – 29 EKİM 1923 ARASI ÜLKEMİZDE YAŞANAN TARİHSEL OLAYLAR

SOSYAL BİLGİLER PERFORMANS ÖDEVİ
“ 19 MAYIS 1919 – 29 EKİM 1923 ARASI ÜLKEMİZDE YAŞANAN TARİHSEL OLAYLAR”
Kurtuluş Savaşı dönemi (1919 - 1923)
Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Anadolu'yu işgale başlamaları üzerine, Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını" ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla ulusal kuvvetlerin tek merkezde toplanması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.
Türk kurtuluş mücadelesi 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'i işgali sırasında Hasan Tahsin tarafından düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Fakat işgalci emperyalist devletlere karşı başarılı bir mücadele için düzenli bir ordu şarttı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye-ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.
Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önemli aşamaları şunlardır:
Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı
Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa savunmaları (1919- 1921)
I. İnönü Zaferi (6 - 10 Ocak 1921)
II. İnönü Zaferi (23 Mart - 1 Nisan 1921)
Kütahya-Eskişehir Muharebeleri (10 - 24 Temmuz 1921)
Sakarya Zaferi (23 Ağustos - 13 Eylül 1921)
Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muhaberesi ve Takip Harekatı (26 Ağustos - 9 Eylül 1922)
Sakarya Zaferi'nden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te İsviçre'nin Lozan kentinde imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Bu anlaşma ile Sevr Antlaşması yürürlükten kalkmış, Türkiye Cumhuriyet'i Lozan Anlatlaşması temelleri üzerine kurulmuştur.
23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmişti. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilafet ve saltanat birbirinden ayrıldı, önce saltanat ve daha sonra da hilafet (3 Mart 1924) kaldırıldı. Böylece Osmanlı hanedanının yönetimden bağları koparıldı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet (halk egemenliği) idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk hükümeti kuruldu.
Cumhurbaşkanlık yılları (1923-1938) [değiştir]Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, devlet-hükümet başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi.
Atatürk'ün yenilikleri, inkılapları
Siyasal alandaki inkılaplar
Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu.
Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı. Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.
Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır: Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı. Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921) I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921) II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921) Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921) Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922) Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.
23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu.
Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı. Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz: 1. Siyasal Devrimler: Saltanatın Kaldırılması (1Kasım 1922) Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
Gazi, 28 ekim akşamı, bütün mücadelelerinde baştan beri kendisiyle birlikte olan yakın arkadaşlarını sofrasına çağırdı. Onlara, devletin cumhuriyetle idare edilmesi konusundaki düşüncelerini açtı. Açıklamalarıyla onları aydınlattı. Bunun için anayasada değişiklik yapılması gerekiyordu. Gazi bu değiştirmeyi şöyle bir önerge ile gerçekleştirmek istemekteydi: ‘Türkiye Devletinin şekli bir cumhuriyettir. Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur.
O akşam, sofrada bulunanlar bu önerge üzerinde söz ve düşünce birliğine vardılar.
Ertesi günü, 29 ekimde Meclis toplandı. Gazi kürsüye çıkarak devlet idaresinin gerçekte cumhuriyet idaresi olduğunu, adının da cumhuriyet olması gerektiğini Büyük Meclise anlattı. Cumhuriyetin kabulünü önerdi.
Fakat Meclis içinde tartışmalar başladı. Bazı milletvekilleri buna karşı çıkıyorlardı. Gazi inandırıcı konuşmasıyla fikirlerini savundu. ‘Bana bir saat müsaade ediniz, size bir öneri getireyim.’ dedi. Sonra Meclisteki odasına çıktı. Akşam, bu konuda oturup konuştuğu ve fikir birliğine vardıkları yakın arkadaşlarını yanına çağırdı. Anayasanın bir maddesini değiştiren önergeyi yukarıdaki şekilde hazırlayıp Meclise geldiler.
Saat 18.00 olmuştu. Gazi tekrar kürsüye çıktı. Mecliste bu konuda ikilik görülüyordu. Uzun tartışmalardan sonra nihayet Gazi’nin önerisi kabul edildi. Ve böylece saat tam 20.30 da cumhuriyet ilân edilmiş oldu.
Bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ilk başkan seçimine geçildi. Saat 20.45 de oyların ayrımından Meclisin bu oturumuna katılmış bulunan 158 milletvekilinin de Gazi Mustafa Kemal’i, Cumhurbaşkanı seçtikleri öğrenildi. Top sesleri, bu mutlu sonucu bütün Ankara’ya, bütün millete, bütün dünyaya duyuruyordu.
Ziya Ünsel, Ata’mın Gününde, 1965/ Çocuk Edebiyatı Antolojisi
Atatürk'ün hayatındaki dönemler
1 Nisan 1916 9 Temmuz 1919 Tümgeneral
9 Temmuz 1919 5 Ağustos 1921 Bağımsızlık Savaşçısı
5 Ağustos 1921 29 Ekim 1923 Başkumandan


Ziştovi Antlaşması


Ziştovi Antlaşması

Ziştovi Antlaşması 4 Ağustos 1791 tarihinde Avusturya Devletiyle Osmanlı Devleti arasında imzalanan bir antlaşmadır.
11 Temmuz 1789 tarihinde Osmanlı Devleti ile İsveç arasında bir dostluk antlaşması imzalanmıştı. Sultan III. Selim, Rusya ve Avusturya'nın kendileri için de bir tehlike olacağını düşünen Prusya Kralı ile bir ittifak antlaşması yaptı ( 31 Ocak 1790). Ancak bu antlaşmalar yürürlüğe girmedi. İçişlerinde meydana gelen karışıklıklar Avusturya'yı Osmanlılarla yeni bir antlaşma imzalamaya mecbur bıraktı. Ziştovi Antlaşması 4 Ağustos 1791 tarihinde Ziştovi kentinde imzalandı. Avusturya ile dostluk dönemi başladı. Ziştovi Antlaşmasıyla Avusturya, savaş sırasında aldığı toprakları Osmanlı Devleti'ne geri verdi. Orsova ile Unna suyu taraflarındaki küçük bir arazi ise Avusturya'ya bırakıldı. Avusturya, Rusya'ya açık ya da gizli hiçbir yardımda bulunmayacağına dair bir garanti verdi.


1699-1914 yılları arasındaki terihi olaylar



1699-1914 yılları arasındaki terihi olaylar




1699-1914 arası
 Karlofça Antlaşmasının imzalanması
 1700
 Ruslar'la İstanbul Antlaşması'nın imzalanması
 1702
 İskender Çelebi Bahçesi'ndeki (bugünkü Ataköy) yeni baruthanenin faaliyete geçmesi
 1702
 Müneccimbaşı Ahmed Dede b. Lütfullah'ın ölümü
 1702
 İstanbul çuka imalathanesinin faaliyetinin durdurulması
 1703
 Edirne Vak'ası
 1703
 III. Ahmed'in tahta çıkışı
 1703
 "Tuğralı" altın paranın piyasaya çıkarılması
 1708
 İstanbul'da Selanikli ustaların çalıştığı çuka imalathanesinin kurulması
 1709
 Tersane içinde bir "lengerhane" yapımı
 1711
 Prut Zaferi ve Barışı
 1711
 Rıdvan b. Abdullah el-Razzaz el-Feleke'nin ölümü
 1713
 "Zincir" altının çıkarılması
 1715
 Venedik'e savaş açılması ve Mora Seferi
 1716
 Osmanlı-Avusturya Savaşı, Varadin bozgunu, Temaşvar'ın elden çıkışı
 1716
 "Fındık" altınının piyasaya çıkarılması
 1718
 Pasarofça Antlaşması
 1718
 Valilerin sefer masraflarını karşılamak üzere "imdadiyye-i seferiyye" toplamalarının kabulü
 1718-1730
 İlk bestekarlar antolojisi (Şeyhülislam Es'ad Efendi'nin Nevşehirli İbrahim Paşa'ya sunduğu Atrabu'l Asar'ı)
 1720
 İstanbul'da devlet tarafından bir ipekli imalathanesinin kurulması
 1720
 Batıya hediye gönderilen ilk mehter takımı (III. Ahmed tarafından Lehistan'a)
 1720
 III. Ahmed için tasvirleri Levni tarafından yapılan Surname-i Vehbi
 1721
 Çelebi Mehmed Efendi'nin sefaret vazifesiyle Fransa'ya gidişi
 1723
 İran seferinin üç cepheli olarak açılışı

1724-1725
 Azerbaycan harekatı, Tebriz ve Cence'nin alınışı
 1726
 İbrahim Müteferikka tarafından ilk Türk matbaasının kuruluşu
 1727-1839
 Türk matbaasının kuruluşu ve yeni unsurlar devresi
 1729
 "Zer-i mahbub" adıyla yeni bir altının piyasaya sürülmesi
 1729
 Cevheri'nin Lügat-ı Sıhah'ının Vankulu tarafından yapılan tercümesinin matbaada basılan ilk kitap olması
 1730
 Yanyalı Mehmed Esad b. Ali b. Osman'ın ölümü
 1730
 Patrona Halil isyanı, III. Ahmed'in hal'i, I. Mahmud'un cülusu
 1732
 Osmanlı-İran barışı
 1733
 İran Savaşı'nın hızlanması, Nadir Şah'ın başarıları
 1733
 Kefe Mukataası'nın İstanbul Mukataası Kalemi ile birleştirilmesi
 1735
 Bonneval Ahmed Paşa (Comte de Bonneval) nezaretinde Humbaracı Ocağı'nın kurulması
 1736
 Osmanlı-Avusturya-Rus Savaşları
 1736
 Abdullah b. Ebi Bekr b. Süleyman el-Maraşi'nin ölümü
 1739
 Belgrad Antlaşması
 1739
 Rus tüccarlarına Karadeniz hariç olmak üzere, Osmanlı suları ve topraklarında ticaret hakkı tanınması
 1742
 Ömer Şifai'nin ölümü
 1743
 Osmanlı-İran Savaşı'nın yeniden hızlanması
 1745
 Matbaanın kurucusu İbrahim Müteferrika'nın ölümü
 1746
 Osmanlı-İran barışı
 1747
 Humbaracıbaşı Bonneval Ahmed Paşa'nın ölümü
 1748
 Avlonya ve Eğriboz mukataalarının Bursa Mukataası Kalemi'ne katılması
 1748-1755
 İstanbul'da I. Mahmud ve III. Osman tarafından Nuruosmaniye Camii'nin inşa ettirilmesi
 1751
 Osmanlı musikisi üzerine Batıda yazılan ilk eser (Charles Fonton'un Essai…'si)
 1754
 I. Mahmud'un ölümü, III. Osman'ın cülusu
 1757
 III. Osman'ın ölümü, III. Mustafa'nın cülusu
 1757-1758
 Haremeyn mukataalarının satış ve iltizam işlerinin defterdar tarafından yürütülmeye başlanması

31 Ağustos 1903
 Şam Mekteb-i Tıbbiyesi'nin kurulması
 Eylül 1903
 Mürzsteg Programı : Makedonya'ya muhtariyet verilmesi
 1904
 Haydarpaşa Rıhtımı'nın tamamlanarak işletmeye açılması
1905
 Hereke Fabrikası'nda fes imalatına başlanması
 21 Temmuz 1905
 Ermeniler'in II. Abdülhamid'e bombalı saldırı tertiplemeleri
 1906
 Akabe olayları ve Akabe krizi
 1908
 Beykoz Deri Fabrikası'nın Harbiye Nezareti'ne bağlanması
 1908
 Osmanlı Eczacı İttihat Cemiyeti'nin kurulması; Osmanlı Cemiyet-i İlmiye-i Baytariyesi'nin açılması; Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti'nin kurulması
23 Temmuz 1908
 II. Meşrutiyet'in ilanı
 5 Ekim 1908
 Avusturya- Macaristan'ın Bosna-Hersek'i ilhak ettiğini ilan etmesi.
6 Ekim 1908
 Girit Rumları'nın adayı Yunanistan'a bağladıklarını ilan etmeleri
 17 Aralık 1908
 II. Meşrutiyet dönemi ilk Meclis-i Meb'usanının toplanması
 1909
 Adana'da Ermeniler'in ayaklanmaları
 1909
 Gayri müslimlere "bedel" yerine askerlik hizmeti konulması
 1909
 Fecr-i-Ati edebi topluluğunun kuruluşu; Cemiyetler Kanunu'nun çıkması; Dişhekimliği Okulu'nun açılması; Orman Mekteb-i Alisi adı altında yeni bir okul açılması; Mekteb-i Tıbbiye'nin, Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye ile birleştirilerek Haydarpaşa'ya nakledilmesi; Muallimhane-i Nüvvab'ın Medresetü'l-Kuzat adını alması; Mülkiye Mühendis Mektebi'nin Nafıa Nezareti'ne bağlanması ve Mühendis Mekteb-i Alisi adını alması
1909-1910
 Osmanlı Mühendis ve Mimar Mecmuası'nın çıkması
 27 Şubat 1909
 Usul-i Muhasebe-ı Umumiyye Kanunu'nun kabul edilmesi
 13 Nisan 1909
 31 Mart Olayı

19 Nisan 1909
 Hareket Ordusu'nun Yeşilköy'e varması, İstanbul'daki kargaşayason vererek düzeni sağlaması

27 Nisan 1909
 II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi, V. Mehmed Reşad'ın tahta çıkarılması

21 Ağustos 1909
 Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin Vezneciler'deki Zeynep Hanım konağına taşınması               

1071-1453 arası osmanlı


1453

II. Mehmet, 1453'te kuşattığı İstanbul'u 29 Mayıs 1453'te zaptetti ve artık bir imparatorluk durumuna gelen devletine başkent yaptı. Ardından, Bizans tahtı üzerinde hak iddia edebilecek hânedanlara karşı harekete geçti. Mora Despotluğu (1460), Trabzon Rum İmpratorluğu (1461) ve Palailogoslar ile akrabalığı bulunan Galtulusi ailesinin ortadan kaldırdı. Sırbistan, Bosna ve Hersek'i ilhâk etti (1459). Balkanlar'da genişleme Osmanlı Devleti'ni Tuna üzerinde Macaristan'la; Arnavutluk, Yunanistan kıyıları ve Ege Denizi'nde Venedik'le karşı karşıya getirdi. Uzun bir savaş (1463 - 1478) sonunda Venedik, İşkodra, Akçahisar kentleriyle Limni ve Eğriboz adalarını Osmanlılar'a bırakmayı ve elde ettiği ticaret serbestliği karşılığında her yıl 10.000 altın ödemeyi kabul etti. Bu savaş sürerken II. Mehmet, Karamanoğulları Beyliği'ni ortadan kaldırdı (1468); Karamanoğulları'nı koruyan ve Venedik'le bir antlaşma yapan Akkoyunlu hükümdârı Uzun HasanOtlukbeli'nde ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferle Osmanlı Devleti Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarına yerleşti; Gedik Ahmet Paşa'nın Toroslar'ı ve Akdeniz kıyılarını zaptetmesiyle de Mısır Memlûkları ile sınırdaş oldu. Gedik Ahmet Paşa'nın 1475'te kuzey Karadeniz'e yaptığı sefer, Ceneviz kolonileri Kefe ve Sudak'ın fethi ve Kırım Hanlığı'nın Osmanlı himayesine girmesiyle sonuçlandı. Böylece Osmanlı Devleti bir iç deniz durumuna gelen Karadeniz üzerinde siyâsi ve iktisâdi tam bir egemenlik kurdu. II. Mehmet'in güney İtalya'nın fethiyle görevlendirdiği Gedik Ahmet Paşa, denizaşırı bir seferle Napoli Krallığı'nın elinde bulunan Otranto'yu aldı ve İtalya içlerinde harekâta başladı. Ama II.Mehmet'in 49 yaşındaki ölümü (1481) bu seferin yarım kalmasına neden oldu.

II. Bayezit (1481 - 1512), taht kavgasına girişen kardeşi Cem'i yeniçerilere dayanan İshak ve Gedik Ahmet paşaların desteğiyle yendi; Cem, Rodos Şövalyeleri'ne sığınmak zorunda kaldı. 1484'teki Boğdan seferi ile kuzey ticaretinin zengin limanları Kili ve Akkerman Osmanlı Devleti'ne katıldı. Cem'i ve Karamanoğulları'nın kalıntılarını destekleyen Memlûklar'la savaş (1485 - 1491) ise genellikle Osmanlılar'ın yenilgisiyle sonuçlandı. Venedik'le savaş (1499 - 1503), imparatorluğa Modon, Koron, Navarin, İnebahtı limanlarını kazandırdı.








1071
Malazgirt Savaşı, 1060'lar süresince Selçuklu Sultanı Alp Arslan Türk müttefiklerinin Ermenistan ve Anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve Türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında Romen Diyojen Türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat Koçhisar şehrini geri almasına rağmen yavaş ilerleyen askerleri hızlı Türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında Romen Diyojen, günümüzde Muş'un bir ilçesi olan Malazgirt'te Türklerce ele geçirilmiş olan bir Bizans kalesine doğru ikinci bir sefer düzenledi ve Alp Arslan'a bir anlaşma önerdi. Antlaşmaya göre Alp Arslan Urfa kuşatmasını sona erdirirse Romen Diyojen Koçhisar'ı geri verecekti. Romen Diyojen Alp Arslan'ı, bu antlaşmayı kabul etmediği durumda savaşmakla tehdit etti ve Alp Arslan'ın antlaşmayı kabul etmeyeceğini düşünerek ordusunu hazır hale getirdi, ki Alp Arslan da bu antlaşmayı reddetti.
İlginç bir seçim olarak Romen Diyojen yanında eşlik etmesi için eski düşmanı olan Andronikos Dukas'ı getirmişti. Romen Diyojen en iyi generali olan Niceforos Botaniates'i, sadakatinden şüphe ettiği için (ki aslında Dukas'tan kesinlikle daha sadıktı) geride bırakmıştı. Bizans ordusu 5000 batıdan gelen ve yaklaşık bir o kadar da doğudan gelen Bizans askerinden; Roussel de Bailleul'e bağlı 500 Fransız paralı askerinden; biraz Türk, Bulgar ve Peçenek paralı askerlerinden, Antakya düküne bağlı askerlerden; yedek kuvvet olarak Ermeni askerlerinden; ve belli sayıda da imparatorluk muhafızlarından oluşuyordu. Türk kaynakları Bizans ordusunun boyutunu 1.000.000'a yakın gösterir. Diğer kaynaklarsa bu rakamı yaklaşık 700.000 olarak tahmin eder.
Anadolu üzerindeki yolculuk uzun ve zorlu geçmişti, ve Romen Diyojen'in ordusu İmparator'un lüks bir araba ile yolculuk etmesinden rahatsız olmuştu. Ayrıca Bizans halkı Diyojen'in Alman paralı askerlerinin gerçekleştirdikleri yağmalamalardan dolayı zarar görmüştü. Bundan dolayı da Romen Diyojen Almanlar'ın birliğinin dağıtılmasını emretmek zorunda kalmıştı. Ordu ilk olarak Sivas'ta dinlendi ve Haziran 1071'de Erzurum'a vardı. Orada, Diyojen'in generallerinden bazıları Selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve Alp Arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. Nikeforos Bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. Sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.
Diyojen, Alp Arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve Malazgirt'i ve hatta Malazgirt yakınındaki Ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek Van Gölü'ne doğru ilerledi. Ancak, Alp Arslan aslında Halep, Musul ve diğer bölgelerden gelen 30.000 atlı ile Ermenistan'daydı. Alp Arslan'ın casusları Diyojen'in nerede bulunduğunu tamı tamına biliyordu ama Diyojen bundan haberdar değildi. O Alp Arslan'ın hareketlerini hiç bilmiyordu.
Diyojen, generali John Tarchaneiotes'e bazı Bizans askerlerini ve İmparatorluk muhafızlarını alıp Peçenekler'e ve Fransızlar'a Ahlat kalesine doğru eşlik etmesini emretti. Kendisi de ordunun geri kalanıyla Malazgirt'e doğru ilerledi. Bu karar muhtemelen güçleri iki tarafta da 20.000 asker olacak şekilde ikiye böldü. Tarchaneiotes'e ve ordunun yarısına ne olduğu tam olarak bilinmese de, görünüşe göre Tarchaneiotes Selçuklular'la karşılaştı ve kaçtı. Daha sonra Malatya'da ortaya çıktı ve Malazgirt savaşında yer almadı.


Ilk yardım ilkyardım 112


Ilk yardım ilkyardım 112

İlkyardımcının bilmesi gereken ve vücudu oluşturan sistemler nelerdir?
Hareket sistemi: Vücudun hareket etmesini, desteklenmesini sağlar ve koruyucu görev yapar. Hareket sistemi şu yapılardan oluşur:
• Kemikler
• Eklemler
• Kaslar

Dolaşım sistemi: Vücut dokularının oksijen, besin, hormon, bağışıklık elemanı ve benzeri elemanları taşır ve yeniden geriye toplar. Dolaşım sistemi şu yapılardan oluşur:
• Kalp
• Kan damarları
• Kan

Sinir sistemi: Bilinç, anlama, düşünme, algılama, hareketlerinin uyumu, dengesi ve solunum ile dolaşımı sağlar. Sinir sistemi şu yapılardan oluşur:
• Beyin
• Beyincik
• Omurilik
• Omurilik soğanı

Solunum sistemi: Vücuda gerekli olan gaz alışverişi görevini yaparak hücre ve dokuların oksijenlenmesini sağlar. Solunum sistemi şu organlardan oluşur:
• Solunum yolları
• Akciğerler

Boşaltım sistemi: Kanı süzerek gerekli maddelerin vücutta tutulması, zararlı olanların atılması görevlerini yaparak vücutta iç dengeyi korur. Boşaltım sistemi şu organlardan oluşur:
• İdrar borusu
• İdrar kesesi
• İdrar kanalları
• Böbrekler

Sindirim sistemi: Ağızdan alınan besinlerin öğütülerek sindirilmesi ve kan dolaşımı vasıtasıyla vücuda dağıtılmasını sağlar. Sindirim sistemi şu organlardan oluşur:
• Dil ve dişler
• Yemek borusu
• Mide
• Safra kesesi
• Pankreas
• Bağırsaklar

Hasta/yaralının değerlendirilmesinin amacı nedir?
• Hastalık yada yaralanmanın ciddiyetini değerlendirmek
• İlkyardım önceliklerini belirlemek
• Yapılacak ilkyardım yöntemini belirlemek
• Güvenli bir müdahale sağlamak

Hasta/yaralının ilk değerlendirilme aşamaları nelerdir?
Hasta/yaralıya sözlü uyaran yada hafifçe omzuna dokunarak “iyi misiniz?” diye sorularak bilinç durumu değerlendirmesi yapılır. Bilinç durumunun değerlendirilmesi daha sonraki aşamalar için önemlidir. Buna göre hasta/yaralının ilk değerlendirilme aşamaları şunlardır:

A. Havayolu açıklığının değerlendirilmesi:
• Özellikle bilinç kaybı olanlarda dil geri kaçarak solunum yolunu tıkayabilir yada kusmuk, yabancı cisimlerle solunum yolu tıkanabilir. Havanın akciğerlere ulaşabilmesi için hava yolunun açık olması gerekir.
• Hasta/Yaralının yanına diz çökülür.
• Hasta/Yaralının kravat, yakasını açılır.
• Hava yolu açıklığı sağlanırken hasta/yaralı baş, boyun, gövde ekseni düz olacak şekilde yatırılmalıdır.
• Bilinç kaybı belirlenmiş ise ağız içi önce göz ile daha sonra işaret parmağı yandan ağız içine sokularak bir çengel gibi kullanılarak diğer yandan çıkartılmak suretiyle kontrol edilmeli, ardından yabancı cisim varsa bir bez aracılığı ile çıkarılmalıdır.
• Daha sonra bir el hasta/yaralının alnına konarak, diğer elin 2-3 parmağı ile çene tutularak baş geriye doğru itilip Baş-Çene pozisyonu verilir. Bu işlemler sırasında sert hareketlerden kaçınılmalıdır.

B. Solunumun değerlendirilmesi:
İlkyardımcı, başını hasta/yaralının göğsüne bakacak şekilde yan çevirerek yüzünü hasta/yaralının ağzına yaklaştırır, Bak-Dinle-Hisset yöntemi ile solunum yapıp yapmadığını 5 saniye süre ile değerlendirir.
• Göğüs kafesinin solunum hareketini gözleme.
• Eğilerek yüzünü hastanın ağzına yaklaştırarak solunumu dinleme ve soluğu yanağında hissetmeye çalışma.
• El ile göğüs kafesinin hareketlerini hissetmeye çalışma.
Solunum yoksa derhal yapay solunuma başlanır.

C. Dolaşım desteği (Kalp Masajı):
Bu aşamaya kadar canlılık belirtisi yoksa hasta/yaralı sert bir zemin üzerine yatırılır, derhal dış kalp masajına başlanır.
İlk değerlendirme sonucu hasta/yaralının bilinci kapalı fakat solunumu varsa derhal koma pozisyonuna getirerek diğer yaralılar değerlendirilir.

Hasta/yaralının ikinci değerlendirmesi nasıl olmalıdır?
İlk muayene ile hasta/yaralının yaşam belirtilerinin varlığı güvence altına alındıktan sonra ilkyardımcı ikinci muayene aşamasına gelerek baştan aşağı muayene yapar. İkinci değerlendirme aşamaları şunlardır :

Görüşerek bilgi edinme:
• Kendini tanıtır,
• Hasta/yaralının ismini öğrenir ve adıyla hitap eder,
• Hoşgörülü ve nazik davranarak güven sağlar,
• Hasta/yaralının endişelerini gidererek rahatlatır,
• Olayın mahiyeti, koşulları, kişisel özgeçmişleri, sonuç olarak ne yedikleri, kullanılan ilaçlar ve alerjinin varlığı sorularak öğrenilir.

Baştan aşağı kontrol yapılır:
• Bilinç düzeyi, anlama, algılama
• Solunum sayısı, ritmi, derinliği
• Nabız sayısı, ritmi, şiddeti
• Vücut veya cilt ısısı, nemi, rengi

Baş: Saç, saçlı deri, baş ve yüzde yaralanma, morluk olup olmadığı, kulak yada burundan sıvı yada kan gelip gelmediği değerlendirilir, ağız içi kontrol edilir.

Boyun: Ağrı, hassasiyet, şişlik, şekil bozukluğu araştırılır. Aksi ispat edilinceye kadar boyun zedelenmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Göğüs kafesi: Saplanmış cisim, açık yara, şekil bozukluğu yada morarma olup olmadığı, hafif baskı ile ağrı oluşup oluşmadığı, kanama olup olmadığı değerlendirilmelidir. Göğüs kafesi genişlemesinin normal olup olmadığı araştırılmalıdır. Göğüs muayenesinde eller arkaya kaydırılarak hasta/yaralının sırtı da kontrol edilmelidir.

Karın boşluğu: Saplanmış cisim, açık yara, şekil bozukluğu, şişlik, morarma, ağrı yada duyarlılık olup olmadığı ve karnın yumuşaklığı değerlendirilmelidir. Eller bel tarafına kaydırılarak muayene edilmeli, ardından kalça kemiklerinde de aynı araştırma yapılarak kırık yada yara olup olmadığı araştırılmalıdır.

Kol ve bacaklar: Kuvvet, his kaybı varlığı, ağrı, şişlik, şekil bozukluğu, işlev kaybı ve kırık olup olmadığı, nabız noktalarından nabız alınıp alınmadığı değerlendirilmelidir.
İkinci değerlendirmeden sonra mevcut duruma göre yapılacak müdahale yöntemi seçilir.

Olay yerini değerlendirmenin amacı nedir?
• Olay yerinde tekrar kaza olma riskini ortadan kaldırmak,
• Olay yerindeki hasta/yaralı sayısını ve türlerini belirlemek.
Olay yerinin hızlı bir şekilde değerlendirilmesinin ardından yapılacak müdahaleler planlanır.

Olay yerinin değerlendirilmesinde yapılacak işler nelerdir?
Herhangi bir olay yerinin değerlendirilmesinde aşağıdakiler mutlaka yapılmalıdır:
• Kazaya uğrayan araç mümkünse yolun dışına ve güvenli bir alana alınmalı, kontağı kapatılmalı, el freni çekilmeli, araç LPG’li ise aracın bagajında bulunan tüpün vanası kapatılmalıdır.
• Olay yeri yeterince görünebilir biçimde işaretlenmelidir. Kaza noktasının önüne ve arkasına gelebilecek araç sürücülerini yavaşlatmak ve olası bir kaza tehlikesini önlemek için uyarı işaretleri yerleştirilmelidir. Bunun için üçgen reflektörler kullanılmalıdır.
• Olay yerinde hasta/yaralıya yapılacak yardımı güçleştirebilecek veya engelleyebilecek meraklı kişiler olay yerinden uzaklaştırılmalıdır.
• Olası patlama ve yangın riskini önlemek için olay yerinde sigara içilmemelidir.
• Gaz varlığı söz konusu ise oluşabilecek zehirlenmelerin önlenmesi için gerekli önlemler alınmalıdır.
• Ortam havalandırılmalıdır.
• Kıvılcım oluşturabilecek ışıklandırma veya çağrı araçlarının kullanılmasına izin verilmemelidir.
• Hasta/yaralı yerinden oynatılmamalıdır.
• Hasta/yaralı hızla yaşam bulguları yönünden (ABC) değerlendirilmelidir.
• Hasta/yaralı kırık ve kanama yönünden değerlendirilmelidir.
• Hasta/yaralı sıcak tutulmalıdır.
• Hasta/yaralının bilinci kapalı ise ağızdan hiçbir şey verilmemelidir.
• Tıbbi yardım istenmelidir (112).
• Hasta/yaralının endişeleri giderilmeli, nazik ve hoşgörülü olmalıdır.
• Hasta/yaralının paniğe kapılmasını engellemek için yarasını görmesine izin verilmemelidir.
• Hasta/yaralı ve olay hakkındaki bilgiler kaydedilmelidir.
• Yardım ekibi gelene kadar olay yerinde kalınmalıdır.


Kazalarda İlk Yardım, İlkyardım Eğitimi


Kazalarda İlk Yardım, İlkyardım Eğitimi
İlkyardım Hakkında Genel Bilgiler
İlkyardım Nedir; Hasta ya da yaralı kişiye, hastalanması veya yaralanmasından hemen sonra doktor gelinceye kadar hayatını kurtarmak için zamanında ve yerinde yapılan yardıma İLK YARDIM denir.
Hayatı boyunca insan, ilk yardımı gerektiren durumlarla her zaman karşılaşabilir. Zamanında yapılacak basit ve etkili bir ilk yardımla hasta veya yaralının hayatı kurtarılabilir.
Kaza ve ani hastalıklarda, hasta ya da yaralının doktora veya hastaneye sağ olarak götürülebilmesi, bilgili ilk yardımın anında yapılmış olmasına bağlıdır.

İlk Yardımda Temel İlkeler:

İlk yardımın “3T” diye bilinen temel ilkeleri TEŞHİS, TEDAVİ ve TAŞIMA’dır.
a)Teşhis: Teşhis önce hastanın veya yaralının hikayesi (anamnez) öğrenilir. Sonra belirtiler (semptom) ve bulgular tespit edilir.
b)Tedavi: Temel ilk yardım kuralları hatırlanarak yaralı ya da hasta için en uygun ilk yardım zamanında ve zarar vermeden uygulanır.
c)Taşıma: Teşhis ve tedavi yapıldıktan sonra gerekli bakım ve muayenesinin yapılacağı sağlık kurumuna uygun şartlar içinde taşınır.

Acil Durumlarda Yapılacaklar, Acil İlkyardım

Etkili ilkyardım genellikle kazazedeyle direkt temasa geçmeden önce baslar. Kazazedelerin ve çevrede bulunanların güvenlerini kazanmak üzere, olaylara kararlı, otoriter ve kontrollü olarak yaklaşmalısınız. Bu husus, özellikle birden fazla yaralının bulunduğu ve sakin, sistematik hareketinizle ilave yaralanma ve can kayıplarının önlenebileceği hallerde önemlidir.

a) İlkyardımda Öncelikler
Durumun değerlendirilmesi
Sakin ve süratli biçimde olup biteni inceleyin.
Kazazedeye ve kendinize yönelik tehlikeleri gözünüzde bulundurun.
Kendinizi hiçbir zaman riske atmayın. Ortamın güvenli hale getirilmesi
Yaralıyı tehlikeden uzaklaştırın.
Sınırlarınızın farkında olun.
Tüm yaralıların değerlendirilip acil ilkyardımın yapılması
İlkyardım önceliklerini saptamak üzere her yaralıyı değerlen­dirin ve ölüm tehlikesi bulunanlara öncelikle yardım edin.
Yardım çağırmak
Gerekli tıbbı yardımın ve uzman şahısların acilen çağrılmasını sağlayın.

b) Acil Durumda İlk Yardım
Acil bir durumda belirli bir plan yönünde hareket etmeniz, dikkatinizi çeken birçok talebi etkin bir şekilde öncelik sırasına koyabilmenize yardımcı olacaktır. Cansız aktivitelerin aklinizi başka yöne çekmesine izin vermeyin. Daima acil girişimin ana basamaklarını aklınızda tutun - Değerlendir, Güvenliği sağla, Acil Yardımı Yap ve Yardım çağır.
Duygularınıza hakim olun.
Bir an durup düşünün.
Kendinizi tehlikeye atmayın.
Sağduyunuzu kullanın.
Her şeyi tek basınıza denemeyin.
Havagazı veya benzin gibi potansiyel tehlikeleri göz önünde bulundurun: Gaz kaçağı ıslığı veya benzin kokusu gibi işaretleri hissetmek için gözlerinizi, kulaklarınızı ve burnunuzu kullanın.


1) Durumun Değerlendirilmesi
Hızla, olabildiğince fazla bilgi edinmek üzere, hareketli, fakat bunun yanında sakin ve kontrollü bir yaklaşımda bulunmalısınız. Öncelikle olay yerinde kendinize, yaralılara ve çevredekilere yönelik tehlikeleri belirlemeniz, ardından kullanabileceğiniz yardim kaynaklarını ve ihtiyaç duyabileceğiniz yardim türünü değerlendirmeniz gerekir. Yardim yaparken ilkyardım bilginiz olduğunu belirtin. Eğer çevrede, doktor, hemşire veya sizden daha deneyimli birileri bulunmuyorsa sakince sorumluluk üstlenin. Öncelikle kendinize şu soruları yöneltin:
Ortamda devam eden bir tehlike var mı?
Ani ölüm tehlikesi olan var mı ?
Çevrede yardim edebilecekler var mı ?
Uzman yardımına ihtiyacım var mı ?

2) Ortamın Güvenli Hale Getirilmesi
Kazaya sebep olan etkenler ek tehlikeler oluşturabilir. Öncelikle kendi güvenliğinizi korumanız gerektiğini hatırlayın. Bir kazazede olarak kimseye hayrınız dokunmaz. Genellikle, elektrik düğmesini kapatmak gibi basit önlemler ortamı güvenli hale getirmek için yeterlidir. Bazen daha karmaşık girişimler gerekmektedir. Çok fazla yardım uğruna kendinizi ve kazazedeyi asla ek tehlikelere maruz bırakmayın; yapabileceklerinizin sınırını göz önünde bulundurun.
Devam eden tehlikeyle başa çıkmak
Yaşamı tehdit eden tehlikeyi ortadan kaldıramıyorsanız, mümkünse, tehlike kaynağı ile kazazede arasına mesafe koymalısınız. Son bir çare olarak, kazazedeyi tehlikeli ortamdan uzaklaştırabilirsiniz. Birçok durumda uzman yardımına donanıma ihtiyacınız olacaktır.

3) Acil Yardımın Yapılması
Ortamın güvenliği sağlanınca, ilkyardım yapılacak kişilerin, yeniden canlandırmanın ABC prensibine göre hemen tedavi görebilmeleri için, hızla her kazazedenin ilk değerlendirmesini yapın. Yaralının nefes alıp almadığını kontrol edin.
Kazazedelerin: Bilinçli olup olmadıklarını; Havayollarının açık olup olmadığını; Soluyup solumadıklarını; Kalplerinin atıp atmadığını saptayın.
Bulgularınız, öncelikleri ve ne zaman ve ne kadar yardim gereke­ceğini ortaya koyacaktır.

4) Yardım İsteme
Güvenliği sağlamak, telefonla yardım çağırmak ve ilkyardıma başlamak gibi birçok görevle karşı karşıya kalabilirsiniz. Çevredekilerden,
Ortamın güvenliğinin sağlanması;
Telefonla yardim çağırılması;
İlkyardım malzemelerinin getirilmesi;
Trafik ve seyircilerin kontrol edilmesi; Kanama kontrolü veya bir uzvun desteklenmesi;
Yaralıların mahremiyetinin korunması; .Yaralının güvenli yere taşınması konularında yardim isteyebilirsiniz.

Seyircilerin kontrolü

Çevredekilerin tepkisi canınızı sıkabilir ve hatta sizi sinirlendirebilir. çoğunun ilkyardım eğitimi olmayacaktır ve bu kendilerini çaresiz hissedip ürkmelerine yol açabilir. Kazayı görmüşler veya bizzat kendileri de yaşamışlarsa, farkında olmadan yaralanmış olabilirler ve muhtemelen endişeli olacaklardır. Eğer gerek duyuyorsanız, yardımlarını kararlı fakat nazik bir tarzda istemeniz uygun olacaktır.

5) Telefonla Yardım İsteme
Bir takım kaynaklardan telefonla yardim isteyebilirsiniz.
Acil yardim servisleri: Polis imdat (155), İtfaiye (110) ve Hızır Acil ambulans servisleri (112). Kamu hizmetleri: Gaz arıza (187), Elektrik arıza (186) ve Su arıza (185).

Sağlık servisleri: Telefonunu bildiğiniz veya rehberden bulabileceğiniz doktor, diş hekimi, hemşire veya ebeleri de çağırılabilirsiniz. Geçici de olsa, yaralıyı yalnız bırakmadan önce hayati ilkyardımını yaparak ölüm tehlikesini en aza indirin. Telefon çağrınız kısa ama eksiksiz olmalıdır.
Telefon Bulmak
Acil telefon çağrıları ücretsizdir ve cep telefonları ile araç telefonları da dahil olmak üzere birçok telefondan yapılabilir. Otoyollarda ve çevre yollarında belirli mesafelerle acil çağrı telefonları ve size en yakın bulunan telefonu gösteren işaret levhaları bulunmaktadır. Bu telefonların sadece kaldırılması cevap verilmesi için yeterlidir. Birçok özel şirketin yardim çağrısı için özel düzenlemeleri bulunmaktadır. Bu gibi düzenlemelerden haberdar olunuz. Telefon etmesini istediğiniz kişiden yardımın yolda olduğunu gelip size bildirmesini de isteyin.

Çağrının Yapılması
Ülkemizde henüz acil yardim birimlerinin (Polis imdat, itfaiye, Hızır Acil v.b.) bir iç irtibat teşkilatı bulunmamaktadır ve öncelik sırasıyla gerekli acil yardım birimleri aranmalıdır. Hasta veya kazazedelerin söz konusu olduğu durumlarda öncelikle ambulans çağırmak uygun olacaktır. Yardım biriminin santral memuruna kazanın veya acil durumun açıkça ayrıntılarını açıklayın. Olay mahallini kesin olarak bilmiyorsanız paniğe kapılmayın -çağrının yapıldığı telefon kulübesinin, otoyoldaki acil çağrı telefonunun veya cep telefonunuzun yeri santralden saptanabilir. Santral memurunun böyle bir imkanı varsa hattı saptayana dek telefonu kapatmayın. Telefonda kalarak Acil yardim servisinin rehberliğine aracı olmanız istenebilir. Bu görevi üstlenirseniz, ilgili kişinin durumun öneminin farkında olup, devamlı olarak size bilgi vermesini sağlayın.

Acil Servisleri Aramak
Telefonda açıkça isminizi ve olayda ilkyardıma olarak görev alabi­leceğinizi bildirin.

Aşağıdaki ayrıntılar önemlidir:
Telefon numaranız.
Olayın kesin yeri; eğer mümkünse, sokak, cadde ismi veya numarası ve herhangi bir kavşak veya başka yer ismi (Viyadük, köprü, tünel, otoyol v.b.).
Kazanın tipi ve ağırlığı, örneğin, “Trafik, kazası, iki araç, yol
tıkalı, üç kişi yaralı”.
Kazazedelerin sayısı, cinsiyetleri, muhtemel yaşları ve durumları hakkında bildikleriniz, örneğin, “50 yaslarında erkek, kalp krizi şüphesi, kalp durması”
Gaz, tehlikeli maddeler, elektrik hattı hasarı gibi riskler veya sis ve buz gibi iklim şartları.



100 m koşusu;


100 m koşusu;

Sürat koşularının en kısası olup, tüm kuvvetin bir hamlede harcanmasını gerektirir. 100 m koşuları ana tribün önündeki virajsız düz parkurda koşulur. Her atlet kura ile belirlenen kendi kulvarında yarışır. insan hayatında önem taşıyan salise farkları 100 m koşularında çok önemli rol oynar. 1912'lerde 100 m dünya rekoru 10.6 saniye iken 1968'de Jim Hines 9.9'a, 1991 yılında ABD'li atlet Carl Lewis 9.86'ya, 1994 yılında ise Leroy Burrell 9.85 saniyeye indirmeyi başardılar. 100 m yarışlarında en yüksek hız, erkeklerde 45 km/saat, bayanlarda 40 km/saat olup bu hızlara ancak 40 m'den sonra ulaşılabilir.

Atlet, ellerini çıkış çizgisinin arkasına koyarak kolları düz, kafası belkemiği ile paralel durumda, arka ayak çıkış takozunda iken, tabancanın ateşlenmesiyle ileri fırlar. Birinci adım 75 cm'i geçmez. ilk 10 m kısa ve seri adımlardan oluşur. 100 m koşucusu azami fırlayış, sürat ve adım uzunluğunu sağlayabilmek için ayak uçlarıyla koşmalı ve ayaklarını yukarıya fazla kaldırmamalıdır. 100 m'de, birincisi çıkarken, ikincisi toplanışla fule arasında, üçüncüsü de son 15-20 m'de olmak üzere üç kez nefes alıp verilir. Atletlerin bitiş çizgisini geçmeleriyle yarış tamamlanır. Tüm sürat yarışlarındaki yarış kuralları, 100 m. koşularında da uygulanır


200 m;
200 m koşusu, 100 m'nin devamıdır. Ancak 200 m atletleri ile 100 m atletleri arasındaki en önemli fark, nefes kapasiteleridir. 200 m'ci, başlangıçta 20 m'de bir nefes alır, sonlara doğru nefes alışı daha sıklaşır. Ayrıca 200 m'ciler, 100 m'cilerden daha yumuşak bir koşu tarzına gereksinim duyarlar. Bir de daha dayanıklı ve inatçı olmaları gereklidir. 200 m koşuları virajlı parkurda yapılır, yarış kuralları diğer sürat koşularında olduğu gibidir. Her 200 m'ci 100 m. koşabilir, ama 200 m. koşamayan 100 m. atleti çoktur.


400 m:b
u koşuya sürat koşusu veya sprint (fırlayış) denilebilir. Bu koşular ilk kez 440 yarda olarak 20 yy. başlarında düzenlendi. 400 m, güçlü bir vücudun bile ancak teknikle koşabileceği bir mesafedir. Sürat koşucuları ve yarı mukavemet koşucuları, 400 m'yi başarıyla koşarlar. En iyi 400 m sonuçları, normal-ritmik bir şekilde nefes alındığı ve her 100 m'nin birbirine denk hızla koşulduğu zaman alınır. 400 m. koşuları virajlı pistlerde yapılır ve bu yarışlarda ilk çıkış çok önemlidir. Yarış kuralları ve kullanılan malzemeler diğer sürat koşularında olduğu gibidir.


eski ve yeni ölçme aletleri










AH LE YAR YAR türkü sözü


AH LE YAR YAR

SANA OLAN DUYGULARIMI
BİR BİLEBİLSEN ANLATABİLSEM BELKİ SEVERDİN
İÇİMDEKİ HASRETİNİ
BİR DUYABİLSEN ANLAYABİLSEN İNAN BENİMDİN

SANA SEVDİĞİM DİYEMEM
YALAN YALAN YALAN YALAN
VALLAHİ YALAN İNANKİ YALAN
SEN KARA SEVDAMSIN BENİM
DUMAN DUMAN DUMAN DUMAN
HASRETİN TÜTER İÇİMDE YANAR

AHLE   YARYAR GECELER KARA ZİNDAN
AHLE   YARYAR UYKULAR BANA HARAM
AHLE    YARYAR BİR PARÇACIK CANIM KALDI
ONUDA SEN AL

AKLIMA DÜŞTÜ GÖZLERİN BİR BIÇAK GİBİ
AH SİLAH GİBİ  CEHENNEM GİBİ
SÖYLEDİĞİM TÜRKÜMDÜN SEN
UNUTMAM SENİ UNUTMAM SENİ

SANA SEVDİĞİM DİYEMEM
YALAN YALAN YALAN YALAN
VALLAHİ YALAN İNANKİ YALAN
SEN KARA SEVDAMSIN BENİM
DUMAN DUMAN DUMAN DUMAN
HASRETİN TÜTER İÇİMDE YANAR

AHLE   YARYAR GECELER KARA ZİNDAN
AHLE   YARYAR UYKULAR BANA HARAM
AHLE    YARYAR BİR PARÇACIK CANIM KALDI

ONUDA SEN AL