21 Kasım 2013 Perşembe

Öğretmenler günü yazı ve şiirleri


Gerçek kurtuluşu istiyorsak, her şeyden önce bütün gücümüzle,
bütün hızımızla cahilliği yok etmeye mecburuz.
M. Kemal Atatürk.

             Kıymetli öğretmen arkadaşlarım, sevgili öğrenciler;
          2001 yılı öğretmenler gününü kutlarken, bu önemli günün, eğitim camiamız, memleketimiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum.
            Hepimizin de bildiği gibi, öğretmenlik mesleği yüce bir meslektir. Onun yüceliği, yapmış olduğu hizmetin insanı yoğurmasından ileri gelir. Onun hammaddesi insandır. O, bugünün küçüğünü sevgi ve şefkatle aynen bir ana baba gibi geleceğe hazırlar.
            İlim nimetlerin en güzeli, rütbelerin en yükseğidir. İşte öğretmen arkadaşlarımız, bu ilmi Cumhuriyetimiz için güçlü, kararlı, akıllı, cesur muhafızlar yetiştirecek şekilde vermelidirler. Mesleki saygınlığımızın toplumdaki yerini her zaman koruması için, her yerde öğretmenlik mesleğinin onuruna yaraşır tutum ve davranış içinde bulunmalıyız.
            Bizlere karşı “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” vecizesi ile ifade edilen yüksek güven ve samimi saygı besleyen büyük milletimizin güvenine layık olmak zorundayız.
            Yetiştireceğimiz gençler, milli kültürümüzü benimsemiş, devletimizin kanunlarına itaatkar ve milletimizi ve bayrağımızı seven, çalışkan, faziletli ve “yüksek karakterli nesiller” olmalıdır. Onların eliyle devletimiz ve milletimiz yücelmeli, ülkemiz asrın bilim ve teknik yarışında dereceler almalıdır.
            Bu anlayışla, bütün öğretmen arkadaşlarımın bu anlamlı ve değerli günlerini kutluyor, üstün başarılar dileğiyle sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
                                                                                                                                
                                                                                                                                Sınıf  Öğretmeni                                                                     

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

"Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin."
                                                                                     Köy öğretmeni Şefik Sınıg'ın son sözleri.
            Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
            Bütün çiçeklerini getirin buraya,
            Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
            Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
            Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
            Son bir ders vereceğim onlara,
            Son şarkımı söyleyeceğim,
            Getirin, getirin...ve sonra öleceğim.
                                              
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
                                               Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
                                               Kaderleri bana benzeyen,
                                               Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
                                               Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
                                               Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri
                                               Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
                                               Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.
            
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
            Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
            Bacımın suladığı fesleğenleri,
            Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
            
Avluların pembe entarili hatmisini,
            Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
            
Aman Isparta güllerini de unutmayın
            Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
            Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

                                               Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
                                               Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
                                               Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
                                               Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
                                               Ne güller fışkırır çilelerimden, 
                                               Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
                                               Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
                                               Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

            Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
            Baharda Polatlı kırlarında açan,
            Güz geldi mi Kop dağına göçen,
            Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen,
            Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
            Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
            Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
            Eğin türkülerinin içine gömün beni.
                                              
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
                                               En güzellerini saymadım çiçeklerin,
                                               çocukları, öğrencileri istiyorum.
                                               Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
                                               Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
                                               O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
                                               Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
                                               Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.
            Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, 
            Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
            Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum,
            Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
            Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
            Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
            Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
            Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.
                                              
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
                                               Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
                                               Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
                                               Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
                                               Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
                                               Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
                                               Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
                                               Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
                                               Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.
                                                                                              CEYHUN ATUF KANSU
 

Ülkemden manzaralar!
Okuyarak öğrenmenin önemi tartışılamaz. Lakin dinleme ile gezip görmeyi de yabana atmamak lazım. Çok renkli bir ülke olan memleketimizi daha iyi tanıyabilmenin, daha iyi anlayabilmenin çok önemli bir yolu da değişik yöre insanımızla bire bir konuşmak.
Mesleğimiz icabı devamlı seyahat etmek her ne kadar insanı sevdiklerinden bir nebze uzaklaştırsa da, kendi dışımızdaki dünyayı yaklaştırdığı cihetle bazı avantajlarda sunmuyor değil.
İşte böyle bir yolculuk esnasında tesadüfen sevimli bir hocayla bir yol arkadaşlığı yaptık. İsmi Eyüp'müş. Eserlerindeki bir ilkokulda fen bilgisi öğretmeniymiş.
Biraz hasbıhalden sonra anladık ki hoca da ir hayli dertli. Hemen tüm erkek öğrencileri futbolcu olmak istiyormuş. Hayatları varsa yoksa o meşin topun etrafında odaklanıyormuş.
Eğer başka bir ülkede yaşıyor olsaydık, sporu seven birisi olarak bu duruma çok sevinebilirdik. Ama Türkiye'de yaşadığımız için sevinemiyoruz. Çünkü biliyoruz ki futbolcu olmaya o denli arzu uymalarının tek nedeni hayat seviyelerini bir an önce yükseltme isteğine bağlı. Ülke genelinde çok küçük bir azınlık dışında bütün erkek çocukları ve de aileleri spora ihtiyaç, sevgi duymadan salt para kazanma, çok para kazanma arzusuyla, ihtirasıyla yaklaşıyorlar.
Hoca anlatmaya devam ediyor: Müfettiş gelmiş ve sınıftaki öğrencilere bazı sorular sormuş. Mesela demiş ki, "Fen bilgisi ileride ne işinize yarıyacak?" Cevap hem sevimli hem üzücü. Sınıfın yaklaşık yüzde 80'i "Hiçbir işimize yaramayacak." demiş. Yalnızca bir tanesi "Çiçekleri bize tanıtıyor, onları öğreniyoruz." diye nispeten makul sayılabilecek cevap vermiş.
Eyvah ki eyvah. Bizim kuşağın düştüğü hataya galiba şimdiki nesil de düşecek. Bilimi ıskalayan toplumların geleceklerinin olamayacağını ne yapsak ne etsek de bu gençlere anlatabilsek?
Tabii ki spor yapsınlar, tabii ki deşarj olsunlar, tabii ki içlerinden dileyen özgür iradesiyle profesyonelliği seçsin; ama ne olur ilime sırt çevirmesinler. Biz onları dışa bağımlılıktan kurtaramadık bari onlar sonraki kuşaklara teknolojide önder olacak altyapıyı hiç değilse hazırlasalar. Hep diyoruz futbol çok zevkli bir oyundur; ancak nihayetinde sadece bir oyundur. Bunu yaşam gayesi olarak yukarılara çıkarmak zaman kaybından başka bir şey değildir. Bir toplum haftanın 7 gününü futbol tartışarak geçirmemeli.
Hocaya teşekkür edip ayrılırken, Diyarbakır'da öğretmenlik yapan eşine bir an önce kavuşmasını diledik. Dileriz tüm sevenler kısa süreli ayrılık yaşarlar.
(Zaman, Fatih Uraz)

 IŞIK TUT Kİ ÖĞRETMENİM   
               Işık tut ki öğretmenim!
                      Senin yolundan gideyim.
                      Bilgi ve becerileri
                      Tek senden öğreneyim.
                                          Işık tut ki öğretmenim!
                                         Yolumu aydınlat benim.
                                         Karanlıktan gitmeyeyim,
                                         Ben de yolumu çizeyim.
                   Işık tut ki öğretmenim!
                   Doktor olayım, kimyacı olayım.
                   Işık tut ki öğretmenim!
                   Ben de bir meslek bulayım.
                                         Işık tut ki öğretmenim!                                                   
                                         Hepimiz sevinelim.
                                         Biz de sana yetişelim.
                                         Vatanı ezdirmeyelim.
                    Işık tut ki öğretmenim!
                    Unutturalım acı günleri ,
                    Çağdaş ülkelere yetişelim.
                    Senin yolundan gidelim.

                                        
                                         Işık tut ki öğretmenim!            
                                         Atamızın yolundan gidelim.            
                                         Okumayı biz de sevdirelim,            
                                         Neslimizi sürdürelim.
                    Kalbin bir elmas sanki,
                    Hep öğrettin bize bilgi.
                    Aldık senden sonsuz sevgi,
                    Benim canım öğretmenim.
                                                                       Meyna HAŞİMİ

ÖĞRETMENE MEKTUP 

             Sevgili Öğretmenim,
            Bu mektupta seni sana anlatmaya çalışacağım. Tıpkı senin beni bana anlattığın gibi. Eğer başarılı olursam bu sizin yüceliğinizdendir. Şuna inanın ki, bunda aciz kalırsam ancak benim eksikliğimdir.
            Ben okyanusların dibinde bir inciyim. Beni su yüzüne çıkaran, gerçek değerimi veren siz oldunuz. Karanlıklar içinde boğuluyordum, bana ışığı siz anlattınız. Şimdi toplumda bir yerim varsa, bir ideal peşinde koşuyorsam, gelecekten bir şeyler bekliyorsam bu sizin eserinizdir. Siz olmasaydınız beni cahillik karşısında üşümekten kim alıkoyabilirdi? Mahkeme salonlarında dizi dizi oturan suçlu çocuklar arasında, siz olmasaydınız, ben olurdum öğretmenim; ben olurdum.
            Diyorum ki, öğretmenimi alsam, gökyüzüne bulutların üzerine çıkarsam. Yüreğimde yeşeren en güzel duygulardan bir taç giydirsem başına. Sonra önünde kırk yıl değil, bir ömür boyu eğilsem. Hakkınızı ödeyebilir miyim dersiniz?
          Dudaklarımın sıcak gülüşünde bunun imkansız olduğunu anlıyorum. Zira sizin göreviniz bitmedi. Ben yedi yaşımda nasılsam, şimdi de öyleyim. Hatta size daha fazla ihtiyacım var. Bu yaşın sırtıma yüklediği gerçekleri taşıyamıyorum. Toplum koskoca canavar olmuş, evimizin önünde beni bekliyor. Korkuyorum, dışarı çıkamıyorum. Ümitsizlik bulutları başımın üstünde dolaşıyor. Ben engel olamıyorum. Çaresizim öğretmenim, her zamanki gibi yine size muhtacım.
            Sizi anlatacaktım ya, olmadı. Kelimeler yetersiz kaldı. Ve ben yardımınızı diledim. Hallerimi anlattım. Çünkü ben öğrenciyim, siz öğretmen. Ben size hiçbir zaman ulaşamam, ancak sizin tedavinizi bekliyorum.
 Selam ve sevgilerimle
                                                                                                     Öğrenciniz   Mine ÇALIŞKAN
                    
ÖNCESİNDEYİM
Karanlıkların son gecesindeyim
Bir sevdanın yücesindeyim
Güzelliklere kanat açtım
Sevginin ilk hecesindeyim
Öğretmek güzeldir,öğretirim
Doğruluk işimdir,eğitirim
İlim güzellikten ayrılmaz
Sonsuzluk bilmecesindeyim
Sevgi eker,ümit ekerim
Geleceğe döner tekerim
Hayat bir okuldur bilene
Ben öğretmen cümlesindeyim
Her bahçıvan sever çiçeğini
Canım gibi severim öğrencimi
Gözlerinden okurum geleceği
Ben geleceğin öğrencisindeyim
Öğretmenim severim,sevilirim
Öğretmenim gelecekten gelirim
Öğretmenim bilirim bildiririm
Ben yolların en incesindeyim
İlim güzeldir,zordur farkındayım
Bilim denen fabrikanın çarkındayım
Bilgi,dostluk ve güzellik üretirim
Ben her şeyin öncesindeyim
                                           Enver ARI

 TÜRKLERDE ÖĞRETMEN
         Dünyada öğretmenlerine en fazla değer veren toplum, Türk milletidir. Hocalarını baş tacı yapan, ilim tahsili uğruna her şeyini feda edebilen bir millet, elbette 24 Kasım’ ı da “Öğretmenler Günü” olarak kabul edecektir.
          Milletimizin ruhi temelleri olan İslamiyet’te ilk öğretmen Peygamberimizdi. Öğreten O, inandıran O, yürüten O idi. Kur’an-ı  Kerim’de ise “ Bilenle Bilmeyen” kesinlikle ayrılıyordu.
          Müslüman olduktan sonra Türklerin öğretmene ve ilme olan sevgisi, saygısı daha da arttı. Öğretmen demek ilim demekti, yükselmek demekti, saadet demekti.
          Anadolu’yu kendilerine ebedi yurt yapan Oğuzlar başlarına Nizamül mülk gibi bir muallim buldular. Hakikaten büyük bir öğretmen olan bu vezir, Anadolu hakimiyetinin manasını nesillere anlatacak öğretmenleri Bağdat’ta açtığı Nizamiye Üniversitesi’nde topladı. Osmanlılar, şehzadelerini öğretmenlere emanet ederek devletlerinin geleceğini onların ellerine bıraktılar.
          Sultan Orhan’ı yetiştiren, Fatih’i cihanda manevi bir olgunluğa sahip kılan öğretmenlerdi. II. Murat, öğretmenine teslim olmuş bir devlet adamıydı. Yavuz, yalnız alimin önünde eğilmesini bilen, ilimde ilahi emri duymuş, öğretmenin sorumluluğunu idrak etmiş, kılıcının olduğu kadar ruh dünyasının da kahramanı idi.
          Şimdi size dünyanın en büyük bilginlerinden biri olan Katip Çelebi’ den bahsedeceğim. Gençliğinin on yılı cephelerde geçen ve meşakkatli bir askerlik hayatı bulunan Katip Çelebi, daha sonra hocası Kadızade’nin meşalesi altında kendisini ilmi araştırmalara verdi.  O, “benim için küçük savaş (cephede yapılan silahlı mücadele) bitmiş, büyük savaş (cehaletle yapılan mücadele) başlamıştır.” Diyordu. Bu düşünce ile Gazi Mustafa Kemal’ in 1923’teki şu tespiti arasında ne kadar büyük bir benzerlik vardır. “Bir millet kültür ordusuna malik olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin sürekli neticeler vermesi ancak kültür ordusunun varlığına bağlıdır. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun verimli sonuçları kaybolur.”
          Tarihimiz incelendiğinde görülecektir ki; Türk milleti, öğretmenin yükseldiği devirlerde şan ve şerefle medeniyet ve ahlakın zirvelerine tırmanmış, muallime gereken değer verilmediği zamanlarda ise uçuruma yuvarlanmıştır.
            
Yılmaz hiç karanlıklardan
Doğrulardır onun önceliği
Eğiterek açar genç dimağları
Onlarla her çocuk kanatlanır uçar
Karanlıklar korkar aydınlıktan
Yalanlar hep doğrulardan kaçar
Öğretmen yalnız da olsa
Güneş gibi etrafa ışık saçar
                                                                              Meryem Gül OSMANLIOĞLU
                                                                                         Türkçe Öğretmeni
                                                  

                 

 

 

BİZİM MEMLEKET


İçinden tanırım ben o elleri,
Onlar ki zahirde viran olurlar;
Ardıçlı dağları, çamlı belleri,
Aşanlar Şirin’e hayran olurlar.
                                               Dökülür köpüklü sular yarından,
Baharlar yaratır kışın karından;
İçenler sihirli pınarlarından,
Şöyle bir silkinir ceylan olurlar!...
Orada yaşayan erlerin içi ,
Bir yaşta yoğurur derdi, sevinci ,
Onlar ki, sabansız, tarlasız çiftçi ,
Davarsız, kavalsız çoban olurlar .
                                               Başıboş kırlara salar tayını ,
Elinden düşürmez okla yayını ,
Ellere bırakır zafer payını ,
Memleket yolunda kurban olurlar..
                                              FARUK NAFİZ ÇAMLIBE L

ÖĞRETMENİM
Uyanınca başlar sana minnetim,
Bitmeyen rüyamdın,gecemde.
Sabahı dar ettim bilirmisin?
istikbalim dilinde.
                Öyle kutsalsın ki,içimde,
                Doğuranımıda sen öğrettin.
               Sana güvenmemek,senle övünmemek,
               ne mümkün öğretmenim.
Bana öl de, ölüyüm yoluna.
Beni vur,helaldir hakkım.
Alfabe senle başladı öğretmenim,
Diline sağlık hem de,hem de iradene.
 ZİLLER ÇALACAK
                        Zil çalacak... Sizler derslere gireceksiniz bir bir,
                        Zil çalacak, ziller çalacak benim için.
                        Duyacağım evlerden, kırlardan, denizlerden;
                        Ta içimden birisi gidecek uça, ese...
                        Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.
                        Zil çalacak... Siz geminize, treninize gireceksiniz bir bir,
                        Zil çalacak, ziller çalacak benim için,
                        Duyacağım iskelelerden, istasyonlardan bütün;
                        Ta içimden birisi koşacak ardınızdan...
                        Ama ben, ben artık gelemeyeceğim.
                   Sonra bir gün zil çalacak yine,
                        Hiç kimseler, kimsecikler duymayacak...
                        Ne sınıflar, ne iskeleler, ne istasyonlar, ne siz...
                        Ta içimden birisi kalkacak oralarda...
                        Ben gideceğim.
                                                                                                Zeki Ömer DEFNE



Bana bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum. Hz.Ali (r.a.)

ÖĞRETMEN  SEVDİKÇE
         Bir şekle sokamıyorum seni
            Şöyle veya böylesin,
            Önemli değil... Sen benim
            İçin tek bir şeysin
            Söyleyemediğim... Bırak gizli
            Kalsın içimde... Çünkü sen
            Sevildikçe kutsallaştın...
            Sakladıkça benim oldun,
            Öğretmenim...

Bilmedin hiç seni ne değin
           Sevdiğimi. Bildiremedim.
           Satırlarım izah etmiyor,
           Edemiyor öğretmenim. Hep
           Kapalı kaldın içimde.
           Varsın olsun... Seni böyle bildim.
           Böyle seviyorum...
           Anlatmak istemeyişim korkudan.
         Seni
           Çalıverirler kalbimden diye...
           Çocuksu hislere öylece
           Bağlıyım sana. Bak,
           Söylüyorum işte! Benim
           Canım öğretmenim......

Bütün deyişler yarım. Tüm
            Sevgiler ölü. Sensiz olunca
            Dünya daha bir karanlık...
            Sensizlik... Anlatmağa
            Yetmiyor kelimeler...
            Bilmem nasıl dile
            Getirsem, seni seven
            Çok seven gönül......
         Fadime  ŞAKAYIK

Öğretmenin hatırlanma günü: 24 Kasım
TUNCER ÇETİNKAYA

Öğretmen... Çocuk veya gencin geleceğini şekillendiren usta. Milletlerin geleceği ona bağlı. O yalnızca bilginin öğretilmesini sağlamıyor aynı zamanda istediğimiz davranışların çocukta kalıcı olmasını sağlayarak ‘eğitim’ veriyor. Tarihimiz öğretmenin baş tacı yapıldığına dair pek çok vakayla dolu. Hazreti Ali “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum' demiş. Yavuz Sultan Selim, öğretmeninin atından sıçrayan çamurla şeref duymuş ve bu çamurlu elbisenin kendisine kefen yapılmasını emretmiş. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk “Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir, Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır, Toplumun en büyük düşmanı cehalet, cehaletin de düşmanı öğretmendir. Öğretmen geçmişin öğreticisi geleceğin kurucusudur. Gelecek gençlerin gençler öğretmenin eseridir” şeklindeki veciz ifadeleriyle öğretmenin önemine vurgu yapmış.
Bugünlerde öğretmenler sevinç ve hüznü birlikte yaşıyor. Atatürk’ün 24 Kasım 1928 yılında Millet Mektepleri’ne BAŞÖĞRETMEN olduğu gün, 17 yıldan bu yana öğretmenler günü olarak kutlanıyor. Kutlanmaya başlandığı yıllarda şenlik havası içinde geçen bu gün, şimdilerde öğretmenlerin problemlerinin hatırlandığı gün oldu. Öğretmenlik mesleği bugün itibarını kaybetmiş ve ekonomik yönden çöküntüye uğramış vaziyette. Milli Eğitim eski Bakanı Avni Akyol Öğretmenlik Mesleği ve Meseleleri konulu bir toplantıda öğretmenlerin meslek haricinde her türlü iş yapmaya başladığına işaret ederek “Öğretmenlik meslek intiharı ile karşı karşıya” demişti. O zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz, Cumhuriyete Işık Veren Öğretmenler’in tanıtıldığı ve bugünlerde basımı gerçekleşen kitaba verdiği makalesinde “Bize düşen öğretmenlik mesleğinin statüsünü, toplumdaki yerini ve değerini yükseltmek, demokratik, laik ve çağdaş eğitim ortamını hazırlamak eğitimin niteliğini yükseltmek, öğretimin etkinliğini sağlayacak teknolojileri sağlamaktır” diyor. Öğretmenler yıllardan buyana siyasilerden hep cilalı sözler duydu. Verilen sözlerin yerine getirilmemesi onları derinden yaraladı. Onlar artık 24 Kasımlarda boş sözler değil, somut adım bekliyor.
Kalitesizlik diz boyu
Öğretmenlerin en önemli problemleri arasında 'kalitesizlik' yer alıyor. Alan bilgisi, genel kültür ve pedagojik formasyon yönünden en iyi şekilde yetişmiş ve gerekli bütün değerleri en üst düzeyde kazanmış olması gereken öğretmen bugün bir takım etkenler sonucu yıpranmış vaziyette. Meslekte kalite erozyonunun başlıca sebebleri arasında alan dışından kişilerin öğretmen olarak istihdam edilmesi yer alıyor.1970'li yıllarda gece eğitimi, mektupla öğretim ve hızlandırılmış programlarla 120 bin civarında gencin biranda öğretmen yapıldığı dönemlerden geçen Türkiye'de en son 1997'de her üniversite mezununa hiç bir pedagojik formasyon şartı aranmaksızın öğretmenlik hakkının verilmesi öğretmenin niteliği adına menfi sonuçlar doğuran uygulamalar oldu. Eğitimcilerin itiraz ettiği husus diğer meslekler gibi öğretmenliğin de bir ihtisas mesleği olduğu ve geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin en iyi yetişmesi için bu mesleğin eğitimini görmüş kişilerin öğretmen olması gerektiği idi. Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cemil Öztürk 1. Uluslararası Öğretmen Yetiştirme Sempozyumu'nda alan dışından öğretmen olanların yaşadığı problemleri şöylece özetlemişti: "Dışardan atanan öğretmenler öğretim ilke ve tekniklerini bilmedikleri için eğitim öğretim planlarını hazırlamakta güçlük çekiyor, çocukların gelişme ve öğrenme süreçlerini algılayıp değerlendime yapamıyorlar ve eğitim teknoloilerini kullanmada güçlük çekiyorlar". Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yahya Akyüz Milli Eğitim Dergisi'nin 137. sayısında yazdığı makalesinde ihtiyaç ne kadar acil ve büyük olursa olsun niteliksiz öğretmen yetiştirilmesine ve işsiz her fakülte mezununun öğretmen yapılmasına karşı çıkıyor ve "Herhangi bir ülkede öğretmenler ve öğretmenlik mesleği üstün güç ve statüye ulaşmadıkça o ülkede en iyi eğitim sistemi ve yüce eğitim amaçları da bulunsa bunlar gerçekleşmez. Saygın ve gerçek öğretmenler kötü bir eğitim sisteminde bile çok yararlı sonuçlara ulaşılabilirler" diyor. Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayla Oktay ise, üniversite mezunu herkesin öğretmen yapılması uygulamasına devam edilirse öğretmenlik mesleğinin üniversite sınavında en son tercih edilen mesleklerden olan bir meslek olmaktan kurtarılamayacağını ifade ediyor.
Öğretmenin nitelikli olmamasının sebebleri arasında tabiki sadece alan dışı istihdam gelmiyor. Öğretmen yetiştiren eğitim kurumlarının ideal öğretmeni yetiştirmede çok başarılı olduğu da söylenemez. Eğitim öğretimin yetersiz olması, öğretmenin kendini yenileyememesi gibi sebebleride sayabiliriz.
Öğretmen kıt kanaat geçiniyor
Ekim ayı rakamlarına göre 4 kişilik bir ailenin geçinme standardının 225 milyon, sadece mutfak harcamalarının 85 milyon lira olduğu Türkiye'de göreve yeni başlayan bir öğretmen 95 milyon lira maaş alıyor. Mesleğinin zirvesinde 30 yıllık bir öğretmen ise 126 milyon lira para alıyor. Yani bugünkü kurla bir öğretmen ortalama 320 ile 350 dolar arasında para alıyor. Oysa devamlı olarak örnek gösterdiğimiz batılı ülkelerde bu rakamlar Türkiye'dekini dörde beşe katlıyor. Bazı ülkelerdeki en düşük ve en yüksek öğretmen maaşları dolar bazında şöyle: Almanya (1330 - 4240), ABD (1430 - 5760), İsviçre (1970 - 6300), Hollanda (1400 - 3350), Avusturya ( 1280 - 3740). Öğretmen maaşları Suudi Arabistan'da ise 1200 ile 2340 dolar arasında. Maddi imkansızlıklar yüzünden kılık kıyafetine, sosyal yaşantısına yeterince özen gösteremeyen öğretmen, kültürel etkinliklere de katılamıyor. Kitap, gazete, dergi ve mesleki yayın organlarını takip edemiyen öğretmen kendini yenilemekte de zorlanıyor. Büyük şehirlerde yaşayan öğretmenlerin durumu ise daha vahim. Ulaşım ve kira probleminin sıklıkla yaşandığı büyükşehirlerde öğretmen olmak daha da zor. Öğretmenin kıt kanaat ancak geçinebilecek derecede olması mesleğin toplumda prestiji sarsılan ve saygınlığını yitiren bir meslek olarak algılanmasını sağlıyor. Geçinemeyen öğretmenler ya ek iş yapmak zorunda kalıyor ya da gayri meşru işler yapmak zorunda kalıyor. Prof. Dr. Yahya Akyüz Türkiye’de Öğretmenlerin Toplumsal Değişmedeki Etkileri isimli kitabında öğretmenin yaşadığı ekonomik sorunlarınların ne derece vahim sonuçlar doğuracağını şöyle ele alıyor “Öğretmenin kendisini normal ve insanca, hatta müreffeh şekilde yaşatacak bir ücrete hakkı vardır. O yiyip, iyi giyinebilmeli, kitap-gazete alabilmeli, yurt içi ve dışı gezilere çıkabilmelidir. Öğretmene maddi olanaklar sağlanırsa meslek yetenekli kişileri çeker, güç ve prestij kazanır. Ama öğretmen maaşı ile aç kalırsa garsonluk, inşaat işçiliği... yapar ve görevinden soğuduğu gibi zamanını mesleğine aykırı işlerde çarçur ettiği için verimi de düşer. Toplumda mesleğe karşı olumsuz değerler oluşur veya kökleşir, yetenekliler girmez, girenler ayrılır. Elinden hiçbir iş gelmeyen, herhangi bir ücrete razı kişiler mesleği doldurur”
Öğretmenliğin kariyeri düşük
Türkiye’deki resmi lise öğretmenleri üzerinde yapılan bir araştırmada ise öğretmenlerin yüzde 40’a yakının işi bırakmayı, yüzde 61’inin ise iş değiştirmeyi sık sık düşündüğünü ortaya koydu. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültebi Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Ayşen Bakioğlu’nun örneklem olarak seçtiği 135 lise öğretmeni üzerinde yapılan araştırmada öğretmenlerin yüzde 53’ü başarı gösterdiklerinde ödül almadıklarını, yüzde 48’i ise öğretmenlik mesleğinin kendilerine mesleki ve kişisel tanınma imkanı sağlamadığını ifade ettiler. Araştırmada öğretmenlerin yüzde 85’i meslek haricinde faydalı olmayacak önemsiz işler yapmak zoruda olduklarını belirtiyorlar. Ayşen Bakioğlu, bu durumu “ Eğitim sistemindeki merkeziyetçiliğe tepki” olarak yorumluyor. Bakioğlu, ortaya çıkan tabloya göre öğretmenin öğüte ihtiyaç duyduğu ancak yukarıdan gelen emirlere bağımlı hareket etmekten pek hoşlanmadığını belirtiyor. Ayşen Bakioğlu, araştırmaya katılan öğretmenlerin anket sorularına verdikleri tepkilerden (% 93), öğretmenliğin terfi imkanları sınırlı ve yukarı harekete pek imkan vermeyen bir kariyer olduğunun anlaşıldığını söylüyor. Yapılan değerlendirmede “Geleneksel olarak öğretmenlik dar sınıflar içinde gerçekleştirilen bir meslektir. Bir öğretmenin rolünü genişletmesinin tek yolu onu yönetime kaydırmaktan ibarettir. Kısaca öğretmenlerin terfi fırsatları kısıtlıdır. Öğretmenlerin tamamı ya iş değiştirmeyi, ya istifa etmeyi, ya da emekli olmayı düşünmektedir. Bu oldukça karamsar bir tablodur. Öğretmenlik kariyerinin geleceği için acilen önlem alınması gerekir” diyor.
Öğretmenlik cazibesini yitirdi
Mesleğin kalite erozyonuna uğraması, toplumsal saygınlığını yitirmesi,yetişme tarzı, ekonomik, sosyal ve siyasi sebebler öğretmenliğe olan yönelmeyi durdurdu. Üniversite sınavında Eğitim Fakülteleri yüksek puanlarla kaliteli öğrenci alamıyor. Öğrenciler 'Hiç bir yeri kazanamazsam en son tercih olarak bir öğretmenlik yazayım' düşüncesiyle hareket ediyor. Eğitim fakültelerinin öğrenci kaynağı olması gereken Anadolu Öğretmen liselerinde ise öğrencilerin yüzde 70'e yakını başka mesleklere gidiyor. Öğretmenliği tercih edenlerin pek çoğu da Boğaziçi İngilizce Öğretmenliği gibi bölümleri tercih ederek mezun olduktan sonra yabancı dil bilmenin avantajını kullanarak başka mesleklere yöneliyor. Milli Eğitim Bakanlığı ise öğretmen bulmakta güçlük çekiyor. En son yapılan atamalarda 18 bin civarında kadro açılmasına rağmen ancak 4 bin öğretmen adayının müracat etmesi bunun bir göstergesi sayılabilir.
Herkes öğretmen olabilir mi?
Geçtiğimiz yıllarda pedagojik formasyon şartı aranmaksızın her fakülte mezununun öğretmenliğe alınması günümüzde 'Herkes öğretmen olabilir mi?' tartışmalarını beraberinde getirdi. Milli Eğitim eski Bakanı Mehmet Sağlam tarafından öğretmen açığını kapatmak için yapılan bu uygulama değişik eğitim örgütleri ve akademisyenler tarafından eleştirildi. Çünkü Ziraat Mühendislerinden tutun da Tıp doktorlarına varana kadar değişik mesleklerden 31 bin kişi öğretmen yapılmıştı. Eğitimcilerin itiraz ettiği husus diğer meslekler gibi öğretmenliğin de bir ihtisas mesleği olduğu ve geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin en iyi yetişmesi için bu mesleğin eğitimini görmüş kişilerin öğretmen olması gerektiği idi. Ayrıca dışardan atanan öğretmenler öğretim ilke ve tekniklerini bilmedikleri için eğitim öğretim planlarını hazırlamakta güçlük çekiyor, çocukların gelişme ve öğrenme süreçlerini algılayıp değerlendime yapamıyorlar ve eğitim teknoloilerini kullanmada güçlük çekiyorlardı.(2) Ama ortada da bir gerçek vardı ki, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu öğretmen sayısı her geçen gün artıyor ve bu sayı 200 binlerle ifade ediliyordu.
Gerek Osmanlı'nın son dönemlerinde gerekse Cumhuriyet kurulduğu günden itibaren günümüze kadar öğretmen yetiştirme düzenimiz devamlı tartışmalı oldu. Öğretmen olmak için gerekli eğitim ve öğrenim görmemiş olanların öğretmen olarak atanmaları günümüzde olduğu gibi geçmişte de yaşandı. Meslek dışından öğretmen alımını ilk olarak 1857 yılında ilk Eğitim Bakanı Abdurrahman Sami Paşa, Rüştiye Mektepleri'nin yaygınlaştırıldığı dönemde, Darulmuallimin mezunu öğretmen adaylarından yeterli sayıda eleman bulunmadığını düşünerek gerçekleştirdi. Böylece Tanzimat döneminde açılmaya başlanan Rüşdiyelere öğretmen yetiştirmek amacıyla 16 Mart 1848'de kurulan Darulmualliminin bu amacı ilk kez delinmiş oldu. (1)Çünkü memleketin öğretmene ihtiyacı var ve ortada buna cevap verebilecek sayıda yetişmiş öğretmen yoktu.
Şimdi de aynı problemleri yaşıyoruz. Her gün basın yayın organlarında öğretmensizlik sebebiyle boş geçen derslerden yakınan öğrenci ve velileri izliyoruz. Türkiye'nin 2000 yılında ihtiyaç duyduğu öğretmen sayısı 190 bin. Bu sayıyı karşılayacak olan Eğitim fakültelerimizden mezun olan öğretmen adayı sayısı ise 15 bini geçmiyor. Geçtiğimiz günlerde yapılan öğretmen alımlarında 18 bin civarında kadro açılmasına rağmen 4 bin kişinin ancak müracat etmesi düşündürücüdür. Ayrıca öğretmenlik mesleğinin ekonomik ve sosyal statüsünden dolayı Eğitim Fakültelerinden mezun olanların hepsinin bu mesleği tercih etmedikleri de ortadadır. Bu rakamlar bize öğretmenliğin statüsünün yükseltilmesinin yanısıra ciddi bir öğretmen yetiştirmesi planlaması yapılmadığını ortaya koyuyor. Milli Eğitim Bakanlığı ile Eğitim Fakülteleri, dolayısı ile de YÖK arasında ciddi bir koordinasyon eksikliği söz konusu. Şu anda ciddi bir planlama yapılsa bile bunun en iyimser ihtimalle 4 yıl sonunda sonuç vereceği düşünülürse öğretmensizlik konusunda daha çok sıkıntılar çekeceğimiz ortadadır. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yahya Akyüz Milli Eğitim Dergisi'nin 137. sayısında yazdığı makalesinde ihtiyaç ne kadar acil ve büyük olursa olsun niteliksiz öğretmen yetiştirilmesine ve işsiz her fakülte mezununun öğretmen yapılmasına karşı çıkıyor ve "Herhangi bir ülkede öğretmenler ve öğretmenlik mesleği üstün güç ve statüye ulaşmadıkça o ülkede en iyi eğitim sistemi ve yüce eğitim amaçları da bulunsa bunlar gerçekleşmez. Saygın ve gerçek öğretmenler kötü bir eğitim sisteminde bile çok yararlı sonuçlara ulaşılabilirler" diyor. Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayla Oktay ise, üniversite mezunu herkesin öğretmen yapılması uygulamasına devam edilirse öğretmenlik mesleğinin üniversite sınavında en son tercih edilen mesleklerden olan bir meslek olmaktan kurtarılamayacağını ifade ediyor.
Vahim tablo
Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri Prof.Dr. Rıfat Okçabol ile Doç.Dr. Fatma Gök tarafından gerçekleştirilen Öğretmen Profili Araştırma Raporu geçtiğimiz haziran ayında kitap haline getirildi. 19 ildedeki 205 eğitim kurumunda çalışan 2 bin 301 öğretmenin görüşlerine başvurulan ve Eğitim Sen’nin kitap haline getirdiği araştırma öğretmenlerle ilgili çok çarpıcı sonuçlar içeriyor. İşte öğretmenlerin içinde bulunduğu içler acısı durumu gözler önüne seren araştırma raporundan bazı ayrıntılar: Mesleğe başlayanların sadece yüzde 5'i ideallerini gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Yüzde 17'si zorunluluktan, yüzde 7'si rastlantı, yüzde 6'sı da ÖSYS sonucunda öğretmen olduğunu bildiriyor
Öğretmenlerin yüzde 70 ek iş yapıyor
Yüzde 62'si kitap okumuyor
Kitap okuyanlar arasında ise yüzde 88'i mesleki kitapları okumuyor.
Öğretmenlerin yüzde 89'u düzenli olarak gazete okumuyor. Yüzde 8'i ise hiç gazete okumuyor.
Öğretmenlerin yüzde 66'sı mesleklerinin toplumda kabul görmediğini belirtiyor.
Öğretmenlerin yüzde 59'u kirada otururken, yüzde 11'i de lojman,öğretmenevi veya misafirhanelerde oturuyor.
Yüzde 57'sinin özel arabası yok
Gelir gurubu yönünden, öğretmenlerin yüzde 27'si kendilerini kötü durumda hissederken, yüzde 59'u orta, yüzde 13'ü de iyi durumda olduklarını belirtiyor
Yüzde 10'u ‘Bu maaşla bu kadar çalışılır’ derken yüzde 11'i fırsatını bulsalar meslekten ayrılacaklarını, yüzde 17'si ise gençlere öğretmen olmalarını öğütlediklerini ifade ediyorlar.
Öğretmenlerin yüzde 18'i sinema, tiyatro ve konser gibi kültürel etkinliklere katılmadığını belirtirken, yüzde 39'u da bu soruyu yanıtsız bıraktı.
Öğretmenlerin yüzde 68'i eğitimin ezbere dayandığını ifade ediyor
Öğretmenlerin yüzde 60'ı eğitim sistemimizin demokratik olmadığına inanıyor
Yüzde 45’i eğitim sistemimizin laik olmadığına inanıyor
Yüzde 74'ü ‘eğitimde fırsat eşitliği yoktur’ diyor
Yüzde 54'ü öğretmenler özel ders vermelidir diyor
Yönetici öğretmen ilişkisi yeterli düzeyde değildir diyenler yüzde 44'üteşkil ederken, öğretmenler arası ilişkiler yeterli değildir yüzde 39, yönetici ve öğretmenler ile veli ilişkileri iyi değildir yüzde 57 oranında
Varlıklı kesimin gözdesi olan özel okullardan ve Anadolu liselerinden öğretmenliğe gelenler yok denecek kadar az
Öğretmen 24 Kasım’ı kabul etmiyor
Kutlanmaya başlandığı ilk yıllarda bir şenlik havası içinde geçen 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü artık öğretmenler kabul etmiyor. KESK’e bağlı Eğitim Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) bu yıl yapılacak olan kutlamalara katılmama kararı aldı. Eğitim Sen 2 Nolu Şube Başkanı Alaattin Dinçer 24 Kasım’ı niçin protesto ettiklerini şöyle açıklıyor: “Yıllardan bu yana 24 Kasımlar boş vaat ve boş sözlerle öğretmenlerin kandırıldığı bir gün oldu. İçi boş vaatlerden başka hiç bir somut adımın atılmadığı bir günün öğretmenler nezdinde hiçbir değeri olamaz. Bizim için böyle bir gün anlam ifade etmiyor. Törenlerde cek caklı ve cilalı sözlerden başka bir şey yok. 24 Kasım bittiğinde her şey unutuluyor. Bu yüzden böyle bir günü öğretmenler günü olarak kabul etmiyoruz. Ayrıca bu günü 12 Eylül’ün öğretmenlere bir dayatması olarak görüyoruz. Öğretmenlerin bir günü olacaksa ona öğretmenler karar vermelidir. Bazı konularda olduğu gibi 24 Kasım’da da Atatürk kullanılıyor. Bu gün veli ve öğrenciler tarafından hediye verme günü gibi algılanıyor. Bu onur kırıcı bir durumdur”
Alternatif Öğretmenler Günü
Alaattin Dinçer, Eğitim Sen olarak bundan sonra öğretmenler günü olarak 24 Kasım’ı değil, 5 Ekim’i kutlayacaklarını belirtiyor. Dinçer, 24 Kasım değil de neden 5 Ekim’i kutlayacaklarını da şöyle açıklıyor: “ BM Eğitim, Bilim ve Kültür örgütü UNESCO Genel Kurulu’nun 28. oturumunda 5 Ekim günü Dünya Öğretmenler Günü olarak kabul edildi. Bu günde uluslararası öğretmen çatı örgütlerinin katkılarıyla öğretmenlerin statüsüne ilişkin tavsiye kararları alındı. Bu belge öğretmenlerin salt okul içinde değil toplum içinde de yerine getirdikleri işlevlerin taşıdığı önemi uluslararası düzeyde belgeleyen, öğretmenlerin tüm sorunlarını ele alan ve durumlarını tüm ayrıntıları ile düzenleyen bir belgedir. Bu yüzden öğretmenler ‘dayatma’ öğretmenler gününü değil tüm dünya öğretmenlerinin kutladığı 5 Ekim’i kabul etmiştir”
Artık hiç bir öğretmen idealist değil
Öğretmenliğin meslek olarak idealizmini yitirdiğini ifade eden Dinçer,"Öğretmenlik cazibesini yitirdi, eskilerde olduğu gibi o artık bir idealizm mesleği değil. Büyük kentlerde yüzde 70'i ek iş yapıyor. Genel hava değişti. Fedakar öğretmen devri artık kapandı. Bunun birinci derecede sorumlusu da devleti yöneten gelmiş geçmiş siyasal iktidardır" diyor. Yüzdelik zamma karşı çıkan Dinçer acil çözülmesi gereken problemlerini de şöyle anlatıyor: "İlk olarak toplu sözleşme istiyoruz. Şuanda 657 sayılı devlet memurları kanunun 125 maddesi değiştirilerek öğretmenin meslek hayatı iki müfettişin yazacağı raporla sona erdirilmek isteniyor. Memura yargı yolunu kapatacak olan ve şuanda Anayasa Komisyonu'nda görüşülen bu tasarı acilen geri çekilmelidir. Ayrıca çeşitli hakları için mücadele ettiği için ceza alan meslektaşlarımızın cezaları affedilmelidir. Sendikal sıkıntılarımız var. Sürgün soruşturma ve cezalar hayatımızın bir parçası haline geldi bir an önce bunların durdurulmasını istiyoruz"  (Zaman Gazetesi yazı dizisi)

MİLLİ EĞİTİM BAKANI METİN BOSTANCIOĞLU’NUN
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ DOLAYISIYLA YAYINLADIĞI MESAJ

Değerli Öğretmenler
Saygıdeğer Vatandaşlarım
72 yıl önce Yüce Önder Atatürk, yeni Türk Alfabesinin kabulünün ardından, ulusça bir eğitim seferberliği başlatmış, cehalete ve karanlığa karşı amansız bir savaş açmıştı.
Elinde tebeşir, kara tahta başında büyük bir heyecanla ulusuna öğretmenlik yapan, öğretmenlere öğretmenlik yapan, Başöğretmenlik yapan Atatürk, başlattığı bu mücadeleyi Türk öğretmenlerine kutsal bir görev olarak devretti. Öğretmenler, Anadolu’nun her yerinde yeni harflerle okuma-yazma öğrettiler, eğitimin aydınlığını tüm yurda yaydılar.
Atatürk, 24 Kasım 1928’de, 11 Kasım 1928 tarihli Bakanlar Kurulu kararına dayanarak, Millet Mektepleri Teşkilatının Genel Başkanlığı ile Başöğretmenliğini kabul etmişti. Bu tarihin yıldönümünü Öğretmenler Günü olarak bu yıl da kıvanç ve coşkuyla kutluyoruz. Başöğretmen Atatürk’ün izinde görev yapan bütün öğretmenlerimize ulusca şükranlarımızı sunuyoruz.
Bugün bütün dünyada ulusların gelişmişlik düzeyleri, eğitimlerine verdikleri önemle ölçülmektedir. Eğitimde en önemli unsur ise öğretmendir. İnsanı eğitmek, sevgi ve hoşgörüyle yetiştirmek, kişiliğini geliştirmek, üretken kılarak yurduna ve insanlığa yararlı bireyler olmalarını sağlamak öğretmenlerimizin görevidir. Öğretmenlik, bunun için kutsal bir meslektir.
Yüce Atatürk “Milletleri kurtaranlar, yalnız ve ancak öğretmenlerdir.“ derken, öğretmenliğin yaşamsal önemini vurgulamıştır. Yüce Önder, ulusumuzun geleceğini öğretmenlerin elinde görmüş ve “Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” diyerek, onlara güvenini göstermiştir.
Özgürlüğü, bağımsızlığı, ulusal egemenliği ve Cumhuriyeti koruyup yüceltecek kuşakları yetiştiren öğretmenlerimiz, o yılların heyecanı, coşkusu ve yüksek bilinci ile görevlerini Atatürk’ün çizdiği aydınlık yolda fedakarca sürdürmektedir.
Bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler, ekonomik ve sosyal sistemleri etkilemekte, her alanda yeniden yapılanmaya ivme kazandırmaktadır. Eğitimde de bütün dünya çağa uygun arayış ve değişim içindedir. Ancak eğitim sistemlerinin yeniden yapılanmasında öğretmenin rolü ve önemi azalmamakta, aksine artmaktadır. Öğretmenlik yeni bin yılın gözde meslekleri arasındadır.
Yeni bin yılda öğretmenlerin görev ve sorumlulukları artarken, bu görevlerin içerikleri de değişmekte, bu durum öğretmenin daha donanımlı ve kaliteli olarak yetişmesini zorunlu kılmaktadır. Bu bakımdan, kaliteli ve nitelikli öğretmen yetiştirilmesi ve görevleri süresince hizmetiçi eğitim verilmesi, üzerinde önemle durduğumuz konuların başında gelmektedir.
Geçmiş iktidarlar döneminde yapıldığı gibi, herkesin öğretmen olabileceği dönem artık geride kalmıştır. Çünkü öğretmenlik bir ihtisas mesleğidir. Bu önemli meslek, alanında en az 4 yıllık bir lisans eğitimini gerektirmektedir.
Bakanlığımız kaliteli öğretmen yetiştirilmesi konusunda çok ciddi ve önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir. YÖK’le işbirliği yapılarak sertifika programları açılmış, Eğitim Fakültelerinin Öğretmen Yetiştirme Programları yeniden düzenlenmiştir.
Öğrencilerimizin nitelikli öğretmenler tarafından yetiştirilmesi için kalite güvence sistemi olan Akreditasyon konusunda, üniversitelerle işbirliği içinde kapsamlı çalışmalar yürütülmeye başlanmıştır.
Bu yıl ilk defa Anadolu Üniversitesi ile işbirliği yapılarak, yüzyüze destekli uzaktan eğitimle “İngilizce Öğretmeni Yetiştirme Projesi” ile “Okul Öncesi Kurumlarına Öğretmen Yetiştirme Projesi” hayata geçirilmiştir.
Öğretmen yetiştirme politikalarının belirlenmesinde, öğretmenlerin seçiminde, hizmet öncesi eğitimlerinde, denetimlerinde, verimliliklerinin değerlendirilmesinde yararlanılmak üzere ilk defa “Öğretmen Yeterlilik Göstergelerinin Tespiti” çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmayla öğretmenin nasıl olması gerektiğinin ölçütleri bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Hedef, kaliteli öğretmen ve kaliteli eğitimdir.
Öğretmenlerimizin hizmetiçi eğitim faaliyetleriyle sürekli şekilde gelişmeleri, alanlarıyla ilgili yeni bilgilerle donanmaları, yeni eğitim-öğretim tekniklerini ve araçlarını kullanır hale gelmeleri, bilgi toplumunun aktif bireyleri olarak bilgi ve deneyimlerini çocuklarımızla paylaşmaları için gereken bütün önlemler alınmakta, bu yönde çalışmalar yürütülmektedir.
Dar bütçe olanakları ve enflasyonla mücadeleye rağmen, öğretmenlerimizin ekonomik ve sosyal sıkıntılarının giderilerek yaşam standartlarının yükseltilmesi öncelikli hedefimizdir.
Öğretmenlerimize her öğretim yılı başında ödenmekte olan Öğretim Yılına Hazırlık Ödeneği geçen yıl 50 milyon lira iken bu yıl 75 milyon lira olarak ödenmiştir.
Bu yıl öğretmen ihtiyacının karşılanması için, 28 branşta 40 bin 558 öğretmen ataması gerçekleştirilmiştir.
Öğretmenlerimizin sosyal yaşantılarında ve hizmetiçi eğitimlerinde önemli yeri olan öğretmenevi, eğitim merkezleri ve sosyal tesislerin sayısı artırılmış, yatak kapasitesi 20 bine çıkarılmış ve hizmet kalitesi yükseltilmiştir. Öğretmenevleri aynı zamanda birer eğitim merkezi olarak, yıl boyu hizmet verecek yapıya kavuşturulmuştur.
Norm kadro uygulamasıyla öğretmenlerimizin dengeli dağılımı ve daha verimli çalışmalarının yolu açılmıştır. Norm kadro uygulamasını il ve ilçelerde titizlikle uygulayan ve hayata geçirilmesini sağlayan kaymakam ve valilere teşekkürü borç biliyorum.
Merkez, taşra ve yurtdışı teşkilatı yönetim görevlerine atanmada ve yükselmede başarılı ve liyakatlı olmanın yanısıra, her kademe yöneticiliğin gerektirdiği hizmetiçi eğitimi almış olma esası getirilmiştir. Meslekte yükselmek objektif ölçütlere bağlanmıştır.
“Toplam Kalite Yönetimi” ile “Eğitim Bölgeleri ve Eğitim Kurulları” uygulamaları öğretmenlerimizin 21. yüzyılın gereklerine uygun, daha nitelikli ve kaliteli bir eğitim ortamında görev yapmalarına ve daha iyi hizmetler sunmalarına katkıda bulunacaktır.
Öğretmenlerimizi meslek içinde yetiştirecek, bilimsel araştırma ve yayınlar yapacak olan Milli Eğitim Akademisi’nin açılması hazırlıkları devam etmektedir. Öğretmen yetiştiren yüksek öğretim kurumlarına daha nitelikli öğrenciler sağlamak için açılan Anadolu Öğretmen Liselerinin ülke genelinde yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarımız sürmektedir. Bu okullarımızın sayısı bu yıl açılan 6 yeni okulla 92’ye ulaşmıştır.
Bu yıl, Anadolu Öğretmen Liselerinden mezun olup yüksek öğretim programlarına girmeye hak kazanan öğrencilerin yüzde 80’i, öğretmen yetiştiren yükseköğretim programlarına yerleşmiştir.
Öğretmen yetiştiren yüksek öğretim kurumlarına daha nitelikli öğrenci akışını sağlamak için öğretmenlik programlarını ilk 5 sırada tercih eden öğrencilere verilen burslar, diğer alanlardaki öğrencilere verilen burslardan daha yüksek düzeye çıkarılmıştır. Halen 19 bin 730 öğrenci öğretmen yetiştiren fakültelerde burs alarak öğrenim görmektedir. Bugüne kadar 40 bin 630 öğrenci burs alarak öğretmenlik programını bitirmiştir.
Değerli öğretmenler,
Türk Milli Eğitim Politikasının temelini, Başöğretmenimiz Atatürk’ün ilkeleri ve görüşleri oluşturmaktadır. O’nun koyduğu ilkeler, daima bizlere ışık tutacaktır. Sizler, görev yaptığınız her yerde, Atatürk ilke ve devrimlerinin uygulayıcısı ve savunucusu olarak, cehaletle ve karanlıkla savaşmakta, akıl ve bilimin ışığı ile bugünümüzü ve geleceğimizi aydınlatmaktasınız. Bunun için sizlere şükran borçluyuz.

-her sabah uyandığımda,okul yolundaki gizemli sarmaşıklara baktı gözlerim,uzun ve güzel bir sonbahardı yaşadıklarım,okulun arkasında güneşlenirdi mavi patiskalar,ilkokul kokardı çocuklar,ilkokul kitaplarındaydı çocuklar,mevsimler gibiydi ,inatcı,güleryüzlü......kül rengi bulutları kovalardık beraber,sevginin rengini çizerdik resimlere,bir başka büyürdü yüreklerimiz,ıpıl ıpıl esen meltem olurduk biraz daha büyüyerek,
sevdalar yazardık A,ile B,ile C,ileen güzel giysileri giyerdik,anadolu kokardık,kalem ,silgi,tebeşir,
ince bir ezginin ortasında budaklanan bizler ,çiseleyen yağmur damlaları gibi gülümserdik,
                                                                                                    SELÇUK YILDIRIM

mutluluğu aradığın sürece , renkler vardır ya; mavilisi,sarılısı,yeşili, sesler vardır ya, hasanın,alinin,ayşenin,
dili vardır ya,kelimelerin,hecelerin,seslerin bilinmeyenden bilinene, öğretmendir, bazen,gürültülü coşkularda uyanan, acemi bir arıdır o, çiçeklerin üstüne konan, incecik bir yürektir sözlük sayfalarına benzeyen,
yapraklar arasında açmış,bir çiçektir, çiçeğin köklerine giden bir yolculuktur, vızıldar durur artık,
zor olan herbirşeye kollarını açarak.
                                                                                                               SELÇUK YILDIRIM


ÖĞRETMEN OLMAK İSTİYORUM
Ben öğretmen olmak istiyorum.
Ben, şairimin mısralarında dil,
Genç kızımın gergefinde nakış nakış gül,
Aşığımın sazında tel,
öpülesi bir el olmak istiyorum:
Ben, öğretmen olmak istiyorum...
            Ben çaresizliğin filizlendiği yerde ümit,
            Korkunun mayalandığı yerde yürek,
            Güçsüzlüğün güçlendiği yerde bilek olmak istiyorum:
            Ben, öğretmen olmak istiyorum...
Şu öksüz yavruya sımsıcak kucak,
Şu yetim çocuğa yanan bir ocak,
Çorak topraklara yağan yağmur,
Azgın sular bende,
Mehmet'imin elinde çağlar açan kılıç,
Doktorumun elinde derman saçan neşter,
Mimarımın, mühendisimin elinde pergel, cetvel:
Ben ana, ben baba,
Ben Fatih, ben İbni Sîna,
Ben Mimar Sinan olmak istiyorum:
Ben öğretmen olmak istiyorum...
            Ben, ressamımın elinde fırça, tuvalinde renk,
            Bestekârımın en içli şarkısında nağme,
            Hattatımın, nakkaşımın elinde kalem:
            Ben Hoca Ali Rıza,
            Ben Itri Leyla Hanım,
            Ben Karahisarî olmak istiyorum:
            Ben öğretmen olmak istiyorum...
Ben öğretmen olmak istiyorum
Vatan evladına Türklüğü öğretmek için,
Ben öğretmen olmak istiyorum
İstiklal Marşımı gururla söyletmek için,
Ben öğretmen olmak istiyorum
Milletimi "muasır medeniyet seviyesine" yükseltmek için ..
Ben zehirli mantarların
Deve dikenlerinin,
Ayrık otlarının boy attığı verimsiz bir toprak değil

Ben kırlarında elvan elvan çiçeklerin açtığı,
Dağlarında hür kuşların uçtuğu.
Pınarından susayanın içtiği,
Yollarından yiğitlerin geçtiği.
Çiftçisinin başak başak kardeşliği biçtiği
Bir vatan olmak istiyorum:
Ben öğretmen olmak istiyorum...
            Ben Hakk'a yönelen alınlarda nur,
            Vatan topraklarını çevreleyen sur,
            Mehmetçiğin göğsünde "îman",
            Gençliğimin damarında "asil kan";
            Ben zulme eğilmeyen baş,
            Ben Türklük için ağlayan gözlerde yaş,
            Barışta güvercin, savaşta kartal olmak istiyorum;
            Ben öğretmen olmak istiyorum...
II
Ben öğretmen olmasam diyorum!...
0 zaman kim öğretir güzel Türkçemi
Henüz anne diyen dillere,
Kim öğretir insanlığı duyguyu genç nesillere.
Kim öğretir büyüğünü saymayı.
Küçüğünü şefkat ile sevmeyi?
            Ben öğretmen olmasam diyorum!
            0 zaman şu körpe fidan
            Nasıl öğrenecek sert rüzgarlara göğüs germeyi,
            Nasıl öğrenecek, çiçek açıp meyve vermeyi?
            Şu gelinlik kızım
            Şu bıyıkları yeni terleyen delikanlım
            Kimden öğrenecek insan gibi sevilmeyi, sevmeyi,
            Vatan için, millet için, bayrak için
            Göz kırpmadan ölmeyi?
Ben öğretmen olmasam diyorum,
Kim dokuyacak kilimimi, halımı,
Kim işletecek madenimi, fabrikamı,
Kim alıp satacak ürettiğim malımı?
Ben öğretmen olmasam,
Kim yazıp okuyacak şiirimi, romanımı;
Kim yazıp okuyacak
Sıladan gurbete. gurbetten sılaya
Hasret taşıyan mektuplarımı?
III
            Ben öğretmen olmalıyım diyorum
            Çünkü vatanımı severim.
            Çünkü bilirim vatan için ölmesini...
            Alnımda şeref tacıdır
            Tarihim, Cumhuriyetim, Türklüğüm...
Ben öğretmen olmalıyım diyorum;
Çünkü heyecan veriyor bana
Şu çeşme, şu kervansaray, şu cami, şu türbe;
Şu davul, şu zurna,
Şu halay, şu horon, şu bar, şu zeybek...
Bana heyecan veriyor
Anamın yazmasındaki oya, söylediği ninni, ağıt,
Tad alıyorum ekmeğimden, aşımdan
Gurur veriyor bana millî kültürüm...

            Ben öğretmen olmalıyım diyorum;
            Çünkü inanıyorum Allah'ıma, İnanıyorum
            "Beşikten mezara kadar oku" diyen Peygamberime,
            İnanıyorum "Ne mutlu Türküm" diyen Atatürk" üme...
Ben öğretmen olmalıyım diyorum;
Çünkü biliyorum affetmesini,
Biliyorum asil duygularla insanları sevmesini
            Ben öğretmen olmalıyım diyorum;
            Çünkü inkar etmiyorum tarihimi
            Hor görmüyorum geçmişimi,
            Atalarım önümde en büyük rehber diyorum.
            Çünkü ben özenmiyorum
            İnsana, insanlığa saygı duymayan hiçbir fîkre,
            Çünkü ben bel bağlamadım
            örfüme, adetime, dînime ters düşen çirkinliklere...
IV
Sen öğretmen olmalısın kardeşim;
Sen namussun, vicdansın, adaletsin...
Sen müspet ilimsin kardeşim
Sen irfansın, inançsın geleceğimi aydınlatan...
Sen, buram buram tüten vatan sevgisi,
Sen, burcu burcu kokan Türklük duygususun.
Sen öğretmen olmalısın kardeşim,
Sen öğretmen olmalısın...
            Biz öğretmen olmalıyız kardeşlerim;
            Biz, görmeyenlere göz
            Duymayanlara kulak,
            Yürümeyenlere ayak olmalıyız...
            Biz öğretmen olmalıyız kardeşlerim kızıyla, erkeğiyle
            Layık olabilmek için
            "Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" diyen Ulu Önder Atatürk'e...
            Biz, şairlerimizin mısralarında dil,
            Genç kızlarımızın gergeflerinde nakış nakış gül,
            Aşıklarımızın sazlarında tel,
            öpülesi bir el olmalıyız:
            Biz öğretmen olmalıyız.
M. NEJAT SEFERCIOGLU


MAVİ IŞIKLI YOL
Öğretmen ... Yazan, yöneten, oynayan; ölçen, biçen, şekil veren...Öğretmen, var eden, yok eden...Öğretmen ta kendisi toplumun;toplum ki ta kendisi öğretmenin. Öğretmen, barış;öğretmen, savaş...Evet öğretmen her şey!
Bir dünya düşünün, her şey hayal edildiği gibi, her şey mükemmel. Kuşkunuz olmasın, kurucusu, hazırlayıcısı öğretmendir. Bir dünya düşünün...Düşünmek bile istemiyorum. Evet öğretmendir!
Boşuna değil iç çekişlerim, ben her şeyin sorumlusuyum; kavganın, barışın, iyinin, kötünün...
Bu gün kendimi görüyorum o renkli camda, okulda, iş yerinde, sokakta... Kestirip atamıyorum;suçlular aramıyorum ucuz sözlerle, suç bende biliyorum. Ben, sorumlusuyum bu ülkenin, ama sevdalısıyım aynı zamanda!
Dedim ya kestirip atamıyorum, öğrencime "Tembel", işçime "hantal" diyemiyorum. Bu ülkenin dertleri bitmeli diyorum. Haykırıyorum! Çözüm ben de biliyorum...
Ve...bir mavi ışık selamlıyor beni. "Sen" diyor, "Sen, yeni neslin kurucusu"...O, Başöğretmen, en büyüğü öğretmenlerin! Görevimi hatırlatıyor ve gülümsüyor umuda...
Sen, öğretmenim! "Az zamanda çok büyük işler başardık." Özdeyişinin onurlu, yürekli savaşçısı!
Türkiye Cumhuriyeti destanının yorulmuz, yıkılmaz mimarı! Destanın devam edecek, biliyorum. Çünkü sen bu ülkenin, bu toprakların "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda!" dizesiyle anıtlaşan her taşının yıkılmaz neferisin...
Sakın ümidini yitirme öğretmenim, n'olur gözlerin hep o mavi ışıkla parlasın, sakın yenilme! Sakın daha farklı düşünme kendini... Öyle kal, iliklerine kadar sevdanı işle ve işlet her karesine bu kutsal ülkenin. Bu ülke, bu insanlar senden sevgiyi yudumlayacaklar;bu
çocuklar, bu gençler senden hürriyeti içecekler...Ve bu ülke seninle "gelişmekte olan ülkeler" sınıfından O Büyük Önderin gösterdiği hedefe;en ileriye, en iyiye yürüyecektir dev adımlarla...
Senin sevdan en büyüğü, en şereflisi ve en nazlısı...Adı:Türkiye!
Sen ki bu ölümsüz sevdanın yıkılmaz kahramanısın...
Selam sana öğretmenim! Adın özdeş Cumhuriyet'le, adın özdeş
O'nunla...

Nihat PEKİNCE
Kırıkkale Anadolu Teknik Lisesi Teknik Lise ve E.M.L.
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

UNUTMA ÇOCUĞUM
Bu yazı Ordinaryüs Prof. Dr. Ali Fuat Başgil'in "Gençlerle Başbaşa" kitabından alınmıştır. (Bilim Teknik Dergisi. Ocak - 1988)
Çalışma hayatının genel kanunları : Okuyucum! Her işin ve mesleğin kendi bünyesine göre çalışma ve işleme usul ve kuralları vardır. Bunu meslek sahipleri bilir. Bir de fizik ve fikri her nevi çalışma hayatının ve genellikle başarılı olmanın, düşünen aklın şaşmaz kanunları halinde bir takım genel ve rasyonel düsturları vardır ki, ben burada bunlardan benim bildiği kadarını açıklayacağım.
Çalışma için uygun gün ve saat bekleme. Bil ki, her gün ve her saat çalışmanın en uygun zamanıdır.
Çalışmak için uygun yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en uygun yeridir.
Bir günde ve bir zamanda yapman Iâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter.
Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir ders, bir kitap,hatta bir fasıl üzerinde çalış. Ta ki, dikkattin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslam müteferriki "İmam-ı Gazali"ye "İhya-i Ulum" adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücuda getirdiğini sormuşlar: "Bir zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir konu üzerinde çalıştım." demiş.
Başladığın bir işi (bir dersi, bir kitabı, bir vazifeyi yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve vazifeye başlama. Yarıda kalan iş başlanmamış demektir.
Bir günün işini (dersini, vazifesini) bitirdikten sonra ertesi gün ne iş yapacağına karar ver. Yahut, hiç olmazsa çalışmaya başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.
Bir işe baş!amadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya oturmadan evvel düşün ve çalışman için gerekli olan şeyler arasında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kağıt aramaya kalkıp da dikkatin dağılmasın.
Bir işe başlamadan evvel o işi (dersi, vazifeyi, kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bir şekilde nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla.
Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı) üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Gene bil ki; çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevi zevk eşsiz bir zevktir. Emin ol ki; harple zafer ve işte başarı yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen, mümkün olur.
Bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile her bahsi iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar ve bahisler üzerinde bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma.
Devamlı ve planlı çalış. Ve her gün aynı saatlerde mutlaka çalışmaya otur. Çalışmayı uzun süre kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış ki, çalışma alışkanlığın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin.
Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi işlemeyen demir gibi, pas tutar.
Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yetişir deme. Çalışmanın sonucuna ve öğrendiğine bak.
Fikrî çalışmalar için, aynı saatlerde devamlı ve düzenli bir surette, günde iki üç saat bile yeterlidir. Büyük İslam düşünürü İbn-i Sina, dünyaca meşhur olan Kitabu-ş-şifa'sını, her gün, sabah namazından sonra Bağdat'taki bir camiin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani takriben iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir. Meşhur İngiliz düşünürü Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır. Her sene bin, bin iki yüz sahifelik eser veren Fransız edibi Emile Zola'ya bu başarısının sırrını sormuşlar: "Hergün yalnız üç saat çalışır ve yazarım." demiş.
Sabırlı ol genç dostum. Damlaya damlaya göl ye aynı noktaya düşen damlacıklar zamanla mermeri bile deler.
Bir işe başladığın bir dersi öğrenmeye başladığın, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya koyulduğun zaman telaş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve öğren
İşinde ve derslerinde herhangi bir fikrî noktayı küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazen büyük zararlar doğduğunu unutma.
Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yapacağını kendine sormadan uyuma
Her gün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme yeteneğin gelişir,
Rastladığın edebi, felsefi bazı; güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade haznen zenginleşir hem de hafızan kuvvetlenir.
Çalıştığın bir dersin, bir kitabın fasıl ve bahislerini bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden özet halinde not et. Bir dersi, bîr kitabı en iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu şekilde yazmaktır.
Bir dersten öğrendiğin, bir kitaptan okuduğun fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla ezberden müzakere ve münakaşa et. Bu suretle hem zekan işler ve öğrendiğin hazmolur, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini açık o!arak ifade etme yeteneği kazanırsın.
Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve anlamlı olsun.
Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre değişen verimli ve eşref saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları için de öğleye doğru, öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla ve senin eşref saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma.
Okuduğun bir kitapta rastladığın güzel bir parçayı veya orjinal bir fikri yerini ve sahifesini işaret ederek not. Bu suretle biriktirdiğin nottan bir dosyaya veya bir iş kutusuna sırasıyla yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman bu notlar senin için zengin bir malzeme hazinesi olur.
Bir konu hakkında bir yazı veya bir eser yazmaya karar verdiğin zaman, evvela bu konu üzerince evvelce yazılmış eserleri oku. Ta ki; yazılmış ve söylenmiş şöyle tekrar edip ömrünü israf etmeyesin.
Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir. eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir.
Her şeyden evvel, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.
Dilbilgisi bir amaç değil, bir araçtır. Asıl amaç olan, fikir zenginliğidir.
Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.
Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan her birinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.
Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle öfken geçsin. Zira öfke île kalkan zararla oturur.
Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.
Kimsenin yüzüne karsı söyleyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en kötü şeklidir.
Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en ÇOK kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.
Yalan söyleme. Yalan söyleyen yakalanma korkusu içinde yaşayan hırsız gibidir.
Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendi ahmaklığını göstermiş olur.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder