Gerçek kurtuluşu
istiyorsak, her şeyden önce bütün gücümüzle,
bütün
hızımızla cahilliği yok etmeye mecburuz.
M. Kemal
Atatürk.
Kıymetli öğretmen arkadaşlarım, sevgili
öğrenciler;
2001
yılı öğretmenler gününü kutlarken, bu önemli günün, eğitim camiamız,
memleketimiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum.
Hepimizin
de bildiği gibi, öğretmenlik mesleği yüce bir meslektir. Onun yüceliği, yapmış
olduğu hizmetin insanı yoğurmasından ileri gelir. Onun hammaddesi insandır. O,
bugünün küçüğünü sevgi ve şefkatle aynen bir ana baba gibi geleceğe hazırlar.
İlim nimetlerin en güzeli,
rütbelerin en yükseğidir. İşte öğretmen arkadaşlarımız, bu ilmi Cumhuriyetimiz
için güçlü, kararlı, akıllı, cesur muhafızlar yetiştirecek şekilde vermelidirler.
Mesleki saygınlığımızın toplumdaki yerini her zaman koruması için, her yerde
öğretmenlik mesleğinin onuruna yaraşır tutum ve davranış içinde bulunmalıyız.
Bizlere
karşı “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” vecizesi ile ifade edilen yüksek
güven ve samimi saygı besleyen büyük milletimizin güvenine layık olmak
zorundayız.
Yetiştireceğimiz
gençler, milli kültürümüzü benimsemiş, devletimizin kanunlarına itaatkar ve
milletimizi ve bayrağımızı seven, çalışkan, faziletli ve “yüksek karakterli nesiller”
olmalıdır. Onların eliyle devletimiz ve milletimiz yücelmeli, ülkemiz asrın
bilim ve teknik yarışında dereceler almalıdır.
Bu
anlayışla, bütün öğretmen arkadaşlarımın bu anlamlı ve değerli günlerini
kutluyor, üstün başarılar dileğiyle sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Sınıf Öğretmeni
DÜNYANIN
BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
"Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin."
Köy öğretmeni Şefik Sınıg'ın son sözleri.
"Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin."
Köy öğretmeni Şefik Sınıg'ın son sözleri.
Dünyanın
bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçeklerini getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin...ve sonra öleceğim.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kop dağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen,
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
çocukları, öğrencileri istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum,
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.
CEYHUN ATUF KANSU
Bütün çiçeklerini getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin...ve sonra öleceğim.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kop dağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen,
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
çocukları, öğrencileri istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum,
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.
CEYHUN ATUF KANSU
Ülkemden
manzaralar!
Okuyarak
öğrenmenin önemi tartışılamaz. Lakin dinleme ile gezip görmeyi de yabana
atmamak lazım. Çok renkli bir ülke olan memleketimizi daha iyi tanıyabilmenin,
daha iyi anlayabilmenin çok önemli bir yolu da değişik yöre insanımızla bire
bir konuşmak.
Mesleğimiz
icabı devamlı seyahat etmek her ne kadar insanı sevdiklerinden bir nebze
uzaklaştırsa da, kendi dışımızdaki dünyayı yaklaştırdığı cihetle bazı
avantajlarda sunmuyor değil.
İşte böyle bir yolculuk esnasında tesadüfen sevimli bir
hocayla bir yol arkadaşlığı yaptık. İsmi Eyüp'müş. Eserlerindeki bir ilkokulda
fen bilgisi öğretmeniymiş.
Biraz hasbıhalden sonra anladık ki hoca da ir hayli
dertli. Hemen tüm erkek öğrencileri futbolcu olmak istiyormuş. Hayatları varsa
yoksa o meşin topun etrafında odaklanıyormuş.
Eğer
başka bir ülkede yaşıyor olsaydık, sporu seven birisi olarak bu duruma çok
sevinebilirdik. Ama Türkiye'de yaşadığımız için sevinemiyoruz. Çünkü biliyoruz
ki futbolcu olmaya o denli arzu uymalarının tek nedeni hayat seviyelerini bir
an önce yükseltme isteğine bağlı. Ülke genelinde çok küçük bir azınlık dışında
bütün erkek çocukları ve de aileleri spora ihtiyaç, sevgi duymadan salt para
kazanma, çok para kazanma arzusuyla, ihtirasıyla yaklaşıyorlar.
Hoca
anlatmaya devam ediyor: Müfettiş gelmiş ve sınıftaki öğrencilere bazı sorular
sormuş. Mesela demiş ki, "Fen bilgisi ileride ne işinize yarıyacak?"
Cevap hem sevimli hem üzücü. Sınıfın yaklaşık yüzde 80'i "Hiçbir işimize
yaramayacak." demiş. Yalnızca bir tanesi "Çiçekleri bize tanıtıyor,
onları öğreniyoruz." diye nispeten makul sayılabilecek cevap vermiş.
Eyvah
ki eyvah. Bizim kuşağın düştüğü hataya galiba şimdiki nesil de düşecek. Bilimi
ıskalayan toplumların geleceklerinin olamayacağını ne yapsak ne etsek de bu
gençlere anlatabilsek?
Tabii ki spor yapsınlar, tabii ki deşarj olsunlar, tabii
ki içlerinden dileyen özgür iradesiyle profesyonelliği seçsin; ama ne olur
ilime sırt çevirmesinler. Biz onları dışa bağımlılıktan kurtaramadık bari onlar
sonraki kuşaklara teknolojide önder olacak altyapıyı hiç değilse hazırlasalar.
Hep diyoruz futbol çok zevkli bir oyundur; ancak nihayetinde sadece bir
oyundur. Bunu yaşam gayesi olarak yukarılara çıkarmak zaman kaybından başka bir
şey değildir. Bir toplum haftanın 7 gününü futbol tartışarak geçirmemeli.
Hocaya
teşekkür edip ayrılırken, Diyarbakır'da öğretmenlik yapan eşine bir an önce
kavuşmasını diledik. Dileriz tüm sevenler kısa süreli ayrılık yaşarlar.
(Zaman, Fatih Uraz)
IŞIK TUT Kİ
ÖĞRETMENİM
Işık tut ki öğretmenim!
Senin yolundan gideyim.
Bilgi ve becerileri
Tek senden öğreneyim.
Işık tut ki öğretmenim!
Yolumu
aydınlat benim.
Karanlıktan
gitmeyeyim,
Ben
de yolumu çizeyim.
Işık tut ki öğretmenim!
Doktor
olayım, kimyacı olayım.
Işık
tut ki öğretmenim!
Ben
de bir meslek bulayım.
Işık
tut ki öğretmenim!
Hepimiz
sevinelim.
Biz
de sana yetişelim.
Vatanı
ezdirmeyelim.
Işık
tut ki öğretmenim!
Unutturalım
acı günleri ,
Çağdaş
ülkelere yetişelim.
Senin
yolundan gidelim.
Işık
tut ki
öğretmenim!
Atamızın
yolundan gidelim.
Okumayı
biz de
sevdirelim,
Neslimizi
sürdürelim.
Kalbin bir elmas sanki,
Hep öğrettin bize bilgi.
Aldık senden sonsuz sevgi,
Benim canım öğretmenim.
Meyna HAŞİMİ
ÖĞRETMENE
MEKTUP
Sevgili Öğretmenim,
Bu mektupta seni sana
anlatmaya çalışacağım. Tıpkı senin beni bana anlattığın gibi. Eğer başarılı
olursam bu sizin yüceliğinizdendir. Şuna inanın ki, bunda aciz kalırsam ancak
benim eksikliğimdir.
Ben okyanusların
dibinde bir inciyim. Beni su yüzüne çıkaran, gerçek değerimi veren siz oldunuz.
Karanlıklar içinde boğuluyordum, bana ışığı siz anlattınız. Şimdi toplumda bir
yerim varsa, bir ideal peşinde koşuyorsam, gelecekten bir şeyler bekliyorsam bu
sizin eserinizdir. Siz olmasaydınız beni cahillik karşısında üşümekten kim
alıkoyabilirdi? Mahkeme salonlarında dizi dizi oturan suçlu çocuklar arasında,
siz olmasaydınız, ben olurdum öğretmenim; ben olurdum.
Diyorum ki, öğretmenimi
alsam, gökyüzüne bulutların üzerine çıkarsam. Yüreğimde yeşeren en güzel
duygulardan bir taç giydirsem başına. Sonra önünde kırk yıl değil, bir ömür
boyu eğilsem. Hakkınızı ödeyebilir miyim dersiniz?
Dudaklarımın sıcak gülüşünde bunun imkansız
olduğunu anlıyorum. Zira sizin göreviniz bitmedi. Ben yedi yaşımda nasılsam,
şimdi de öyleyim. Hatta size daha fazla ihtiyacım var. Bu yaşın sırtıma yüklediği
gerçekleri taşıyamıyorum. Toplum koskoca canavar olmuş, evimizin önünde beni
bekliyor. Korkuyorum, dışarı çıkamıyorum. Ümitsizlik bulutları başımın üstünde
dolaşıyor. Ben engel olamıyorum. Çaresizim öğretmenim, her zamanki gibi yine
size muhtacım.
Sizi anlatacaktım ya,
olmadı. Kelimeler yetersiz kaldı. Ve ben yardımınızı diledim. Hallerimi
anlattım. Çünkü ben öğrenciyim, siz öğretmen. Ben size hiçbir zaman ulaşamam,
ancak sizin tedavinizi bekliyorum.
Selam ve sevgilerimle
Öğrenciniz Mine ÇALIŞKAN
ÖNCESİNDEYİM
Karanlıkların son gecesindeyim
Bir sevdanın yücesindeyim
Güzelliklere kanat açtım
Sevginin ilk hecesindeyim
Bir sevdanın yücesindeyim
Güzelliklere kanat açtım
Sevginin ilk hecesindeyim
Öğretmek güzeldir,öğretirim
Doğruluk işimdir,eğitirim
İlim güzellikten ayrılmaz
Sonsuzluk bilmecesindeyim
Doğruluk işimdir,eğitirim
İlim güzellikten ayrılmaz
Sonsuzluk bilmecesindeyim
Sevgi eker,ümit ekerim
Geleceğe döner tekerim
Hayat bir okuldur bilene
Ben öğretmen cümlesindeyim
Geleceğe döner tekerim
Hayat bir okuldur bilene
Ben öğretmen cümlesindeyim
Her bahçıvan sever çiçeğini
Canım gibi severim öğrencimi
Gözlerinden okurum geleceği
Ben geleceğin öğrencisindeyim
Canım gibi severim öğrencimi
Gözlerinden okurum geleceği
Ben geleceğin öğrencisindeyim
Öğretmenim severim,sevilirim
Öğretmenim gelecekten gelirim
Öğretmenim bilirim bildiririm
Ben yolların en incesindeyim
Öğretmenim gelecekten gelirim
Öğretmenim bilirim bildiririm
Ben yolların en incesindeyim
İlim güzeldir,zordur farkındayım
Bilim denen fabrikanın çarkındayım
Bilgi,dostluk ve güzellik üretirim
Ben her şeyin öncesindeyim
Bilim denen fabrikanın çarkındayım
Bilgi,dostluk ve güzellik üretirim
Ben her şeyin öncesindeyim
Enver
ARI
TÜRKLERDE ÖĞRETMEN
Dünyada öğretmenlerine en fazla değer veren toplum, Türk
milletidir. Hocalarını baş tacı yapan, ilim tahsili uğruna her şeyini feda
edebilen bir millet, elbette 24 Kasım’ ı da “Öğretmenler Günü” olarak kabul
edecektir.
Milletimizin
ruhi temelleri olan İslamiyet’te ilk öğretmen Peygamberimizdi. Öğreten O,
inandıran O, yürüten O idi. Kur’an-ı Kerim’de
ise “ Bilenle Bilmeyen” kesinlikle ayrılıyordu.
Müslüman
olduktan sonra Türklerin öğretmene ve ilme olan sevgisi, saygısı daha da arttı.
Öğretmen demek ilim demekti, yükselmek demekti, saadet demekti.
Anadolu’yu
kendilerine ebedi yurt yapan Oğuzlar başlarına Nizamül mülk gibi bir muallim
buldular. Hakikaten büyük bir öğretmen olan bu vezir, Anadolu hakimiyetinin
manasını nesillere anlatacak öğretmenleri Bağdat’ta açtığı Nizamiye
Üniversitesi’nde topladı. Osmanlılar, şehzadelerini öğretmenlere emanet ederek
devletlerinin geleceğini onların ellerine bıraktılar.
Sultan
Orhan’ı yetiştiren, Fatih’i cihanda manevi bir olgunluğa sahip kılan
öğretmenlerdi. II. Murat, öğretmenine teslim olmuş bir devlet adamıydı. Yavuz,
yalnız alimin önünde eğilmesini bilen, ilimde ilahi emri duymuş, öğretmenin
sorumluluğunu idrak etmiş, kılıcının olduğu kadar ruh dünyasının da kahramanı
idi.
Şimdi
size dünyanın en büyük bilginlerinden biri olan Katip Çelebi’ den bahsedeceğim.
Gençliğinin on yılı cephelerde geçen ve meşakkatli bir askerlik hayatı bulunan
Katip Çelebi, daha sonra hocası Kadızade’nin meşalesi altında kendisini ilmi
araştırmalara verdi. O, “benim için
küçük savaş (cephede yapılan silahlı mücadele) bitmiş, büyük savaş (cehaletle
yapılan mücadele) başlamıştır.” Diyordu. Bu düşünce ile Gazi Mustafa Kemal’ in
1923’teki şu tespiti arasında ne kadar büyük bir benzerlik vardır. “Bir millet
kültür ordusuna malik olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak
zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin sürekli neticeler vermesi ancak kültür
ordusunun varlığına bağlıdır. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun verimli
sonuçları kaybolur.”
Tarihimiz
incelendiğinde görülecektir ki; Türk milleti, öğretmenin yükseldiği devirlerde
şan ve şerefle medeniyet ve ahlakın zirvelerine tırmanmış, muallime gereken
değer verilmediği zamanlarda ise uçuruma yuvarlanmıştır.
Yılmaz hiç karanlıklardan
Doğrulardır onun önceliği
Eğiterek açar genç dimağları
Onlarla her çocuk kanatlanır uçar
Doğrulardır onun önceliği
Eğiterek açar genç dimağları
Onlarla her çocuk kanatlanır uçar
Karanlıklar korkar aydınlıktan
Yalanlar hep doğrulardan kaçar
Öğretmen yalnız da olsa
Güneş gibi etrafa ışık saçar
Yalanlar hep doğrulardan kaçar
Öğretmen yalnız da olsa
Güneş gibi etrafa ışık saçar
Meryem Gül OSMANLIOĞLU
Türkçe Öğretmeni
Türkçe Öğretmeni
|
BİZİM MEMLEKET
İçinden
tanırım ben o elleri,
Onlar ki
zahirde viran olurlar;
Ardıçlı
dağları, çamlı belleri,
Aşanlar
Şirin’e hayran olurlar.
Dökülür köpüklü sular
yarından,
Baharlar
yaratır kışın karından;
İçenler
sihirli pınarlarından,
Şöyle bir
silkinir ceylan olurlar!...
Orada yaşayan
erlerin içi ,
Bir yaşta
yoğurur derdi, sevinci ,
Onlar ki,
sabansız, tarlasız çiftçi ,
Davarsız,
kavalsız çoban olurlar .
Başıboş kırlara salar
tayını ,
Elinden
düşürmez okla yayını ,
Ellere
bırakır zafer payını ,
Memleket
yolunda kurban olurlar..
FARUK
NAFİZ ÇAMLIBE L
ÖĞRETMENİM
Uyanınca
başlar sana minnetim,
Bitmeyen rüyamdın,gecemde.
Sabahı dar ettim bilirmisin?
istikbalim dilinde.
Öyle kutsalsın ki,içimde,
Doğuranımıda sen öğrettin.
Sana güvenmemek,senle övünmemek,
ne mümkün öğretmenim.
Bana öl de, ölüyüm yoluna.
Beni vur,helaldir hakkım.
Alfabe senle başladı öğretmenim,
Diline sağlık hem de,hem de iradene.
Bitmeyen rüyamdın,gecemde.
Sabahı dar ettim bilirmisin?
istikbalim dilinde.
Öyle kutsalsın ki,içimde,
Doğuranımıda sen öğrettin.
Sana güvenmemek,senle övünmemek,
ne mümkün öğretmenim.
Bana öl de, ölüyüm yoluna.
Beni vur,helaldir hakkım.
Alfabe senle başladı öğretmenim,
Diline sağlık hem de,hem de iradene.
ZİLLER ÇALACAK
Zil çalacak... Sizler derslere gireceksiniz
bir bir,
Zil çalacak, ziller çalacak
benim için.
Duyacağım evlerden, kırlardan, denizlerden;
Ta içimden birisi gidecek uça, ese...
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.
Zil çalacak... Siz geminize, treninize
gireceksiniz bir bir,
Zil çalacak, ziller çalacak benim için,
Duyacağım iskelelerden, istasyonlardan bütün;
Ta içimden birisi koşacak ardınızdan...
Ama ben, ben artık gelemeyeceğim.
Sonra bir gün zil çalacak
yine,
Hiç kimseler, kimsecikler duymayacak...
Ne sınıflar, ne iskeleler, ne istasyonlar, ne
siz...
Ta içimden birisi kalkacak oralarda...
Ben gideceğim.
Zeki
Ömer DEFNE
Bana
bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum. Hz.Ali (r.a.)
ÖĞRETMEN SEVDİKÇE
Bir şekle sokamıyorum seni
Şöyle veya böylesin,
Önemli değil... Sen benim
İçin tek bir şeysin
Söyleyemediğim... Bırak gizli
Kalsın içimde... Çünkü sen
Sevildikçe kutsallaştın...
Sakladıkça benim oldun,
Öğretmenim...
Bilmedin
hiç seni ne değin
Sevdiğimi. Bildiremedim.
Satırlarım izah etmiyor,
Edemiyor öğretmenim. Hep
Kapalı kaldın içimde.
Varsın olsun... Seni böyle bildim.
Böyle seviyorum...
Anlatmak istemeyişim korkudan.
Seni
Çalıverirler kalbimden
diye...
Çocuksu hislere öylece
Bağlıyım sana. Bak,
Söylüyorum işte! Benim
Canım öğretmenim......
Bütün
deyişler yarım. Tüm
Sevgiler ölü. Sensiz olunca
Dünya daha bir karanlık...
Sensizlik... Anlatmağa
Yetmiyor kelimeler...
Bilmem nasıl dile
Getirsem, seni seven
Çok seven gönül......
Fadime ŞAKAYIK
Öğretmenin hatırlanma günü: 24 Kasım
TUNCER ÇETİNKAYA
Öğretmen... Çocuk veya gencin
geleceğini şekillendiren usta. Milletlerin geleceği ona bağlı. O yalnızca
bilginin öğretilmesini sağlamıyor aynı zamanda istediğimiz davranışların
çocukta kalıcı olmasını sağlayarak ‘eğitim’ veriyor. Tarihimiz öğretmenin baş
tacı yapıldığına dair pek çok vakayla dolu. Hazreti Ali “Bana bir harf
öğretenin kölesi olurum' demiş. Yavuz Sultan Selim, öğretmeninin atından
sıçrayan çamurla şeref duymuş ve bu çamurlu elbisenin kendisine kefen
yapılmasını emretmiş. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk “Ulusları kurtaranlar
yalnız ve ancak öğretmenlerdir, Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz
olacaktır, Toplumun en büyük düşmanı cehalet, cehaletin de düşmanı öğretmendir.
Öğretmen geçmişin öğreticisi geleceğin kurucusudur. Gelecek gençlerin gençler
öğretmenin eseridir” şeklindeki veciz ifadeleriyle öğretmenin önemine vurgu
yapmış.
Bugünlerde öğretmenler sevinç
ve hüznü birlikte yaşıyor. Atatürk’ün 24 Kasım 1928 yılında Millet
Mektepleri’ne BAŞÖĞRETMEN olduğu gün, 17 yıldan bu yana öğretmenler günü olarak
kutlanıyor. Kutlanmaya başlandığı yıllarda şenlik havası içinde geçen bu gün,
şimdilerde öğretmenlerin problemlerinin hatırlandığı gün oldu. Öğretmenlik
mesleği bugün itibarını kaybetmiş ve ekonomik yönden çöküntüye uğramış
vaziyette. Milli Eğitim eski Bakanı Avni Akyol Öğretmenlik Mesleği ve
Meseleleri konulu bir toplantıda öğretmenlerin meslek haricinde her türlü iş
yapmaya başladığına işaret ederek “Öğretmenlik meslek intiharı ile karşı
karşıya” demişti. O zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz, Cumhuriyete Işık Veren
Öğretmenler’in tanıtıldığı ve bugünlerde basımı gerçekleşen kitaba verdiği
makalesinde “Bize düşen öğretmenlik mesleğinin statüsünü, toplumdaki yerini ve
değerini yükseltmek, demokratik, laik ve çağdaş eğitim ortamını hazırlamak
eğitimin niteliğini yükseltmek, öğretimin etkinliğini sağlayacak teknolojileri
sağlamaktır” diyor. Öğretmenler yıllardan buyana siyasilerden hep cilalı sözler
duydu. Verilen sözlerin yerine getirilmemesi onları derinden yaraladı. Onlar
artık 24 Kasımlarda boş sözler değil, somut adım bekliyor.
Kalitesizlik diz boyu
Öğretmenlerin en önemli problemleri arasında 'kalitesizlik' yer alıyor. Alan bilgisi, genel kültür ve pedagojik formasyon yönünden en iyi şekilde yetişmiş ve gerekli bütün değerleri en üst düzeyde kazanmış olması gereken öğretmen bugün bir takım etkenler sonucu yıpranmış vaziyette. Meslekte kalite erozyonunun başlıca sebebleri arasında alan dışından kişilerin öğretmen olarak istihdam edilmesi yer alıyor.1970'li yıllarda gece eğitimi, mektupla öğretim ve hızlandırılmış programlarla 120 bin civarında gencin biranda öğretmen yapıldığı dönemlerden geçen Türkiye'de en son 1997'de her üniversite mezununa hiç bir pedagojik formasyon şartı aranmaksızın öğretmenlik hakkının verilmesi öğretmenin niteliği adına menfi sonuçlar doğuran uygulamalar oldu. Eğitimcilerin itiraz ettiği husus diğer meslekler gibi öğretmenliğin de bir ihtisas mesleği olduğu ve geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin en iyi yetişmesi için bu mesleğin eğitimini görmüş kişilerin öğretmen olması gerektiği idi. Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cemil Öztürk 1. Uluslararası Öğretmen Yetiştirme Sempozyumu'nda alan dışından öğretmen olanların yaşadığı problemleri şöylece özetlemişti: "Dışardan atanan öğretmenler öğretim ilke ve tekniklerini bilmedikleri için eğitim öğretim planlarını hazırlamakta güçlük çekiyor, çocukların gelişme ve öğrenme süreçlerini algılayıp değerlendime yapamıyorlar ve eğitim teknoloilerini kullanmada güçlük çekiyorlar". Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yahya Akyüz Milli Eğitim Dergisi'nin 137. sayısında yazdığı makalesinde ihtiyaç ne kadar acil ve büyük olursa olsun niteliksiz öğretmen yetiştirilmesine ve işsiz her fakülte mezununun öğretmen yapılmasına karşı çıkıyor ve "Herhangi bir ülkede öğretmenler ve öğretmenlik mesleği üstün güç ve statüye ulaşmadıkça o ülkede en iyi eğitim sistemi ve yüce eğitim amaçları da bulunsa bunlar gerçekleşmez. Saygın ve gerçek öğretmenler kötü bir eğitim sisteminde bile çok yararlı sonuçlara ulaşılabilirler" diyor. Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayla Oktay ise, üniversite mezunu herkesin öğretmen yapılması uygulamasına devam edilirse öğretmenlik mesleğinin üniversite sınavında en son tercih edilen mesleklerden olan bir meslek olmaktan kurtarılamayacağını ifade ediyor.
Öğretmenlerin en önemli problemleri arasında 'kalitesizlik' yer alıyor. Alan bilgisi, genel kültür ve pedagojik formasyon yönünden en iyi şekilde yetişmiş ve gerekli bütün değerleri en üst düzeyde kazanmış olması gereken öğretmen bugün bir takım etkenler sonucu yıpranmış vaziyette. Meslekte kalite erozyonunun başlıca sebebleri arasında alan dışından kişilerin öğretmen olarak istihdam edilmesi yer alıyor.1970'li yıllarda gece eğitimi, mektupla öğretim ve hızlandırılmış programlarla 120 bin civarında gencin biranda öğretmen yapıldığı dönemlerden geçen Türkiye'de en son 1997'de her üniversite mezununa hiç bir pedagojik formasyon şartı aranmaksızın öğretmenlik hakkının verilmesi öğretmenin niteliği adına menfi sonuçlar doğuran uygulamalar oldu. Eğitimcilerin itiraz ettiği husus diğer meslekler gibi öğretmenliğin de bir ihtisas mesleği olduğu ve geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin en iyi yetişmesi için bu mesleğin eğitimini görmüş kişilerin öğretmen olması gerektiği idi. Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cemil Öztürk 1. Uluslararası Öğretmen Yetiştirme Sempozyumu'nda alan dışından öğretmen olanların yaşadığı problemleri şöylece özetlemişti: "Dışardan atanan öğretmenler öğretim ilke ve tekniklerini bilmedikleri için eğitim öğretim planlarını hazırlamakta güçlük çekiyor, çocukların gelişme ve öğrenme süreçlerini algılayıp değerlendime yapamıyorlar ve eğitim teknoloilerini kullanmada güçlük çekiyorlar". Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yahya Akyüz Milli Eğitim Dergisi'nin 137. sayısında yazdığı makalesinde ihtiyaç ne kadar acil ve büyük olursa olsun niteliksiz öğretmen yetiştirilmesine ve işsiz her fakülte mezununun öğretmen yapılmasına karşı çıkıyor ve "Herhangi bir ülkede öğretmenler ve öğretmenlik mesleği üstün güç ve statüye ulaşmadıkça o ülkede en iyi eğitim sistemi ve yüce eğitim amaçları da bulunsa bunlar gerçekleşmez. Saygın ve gerçek öğretmenler kötü bir eğitim sisteminde bile çok yararlı sonuçlara ulaşılabilirler" diyor. Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayla Oktay ise, üniversite mezunu herkesin öğretmen yapılması uygulamasına devam edilirse öğretmenlik mesleğinin üniversite sınavında en son tercih edilen mesleklerden olan bir meslek olmaktan kurtarılamayacağını ifade ediyor.
Öğretmenin nitelikli
olmamasının sebebleri arasında tabiki sadece alan dışı istihdam gelmiyor.
Öğretmen yetiştiren eğitim kurumlarının ideal öğretmeni yetiştirmede çok
başarılı olduğu da söylenemez. Eğitim öğretimin yetersiz olması, öğretmenin
kendini yenileyememesi gibi sebebleride sayabiliriz.
Öğretmen kıt kanaat geçiniyor
Ekim ayı rakamlarına göre 4 kişilik bir ailenin geçinme standardının 225 milyon, sadece mutfak harcamalarının 85 milyon lira olduğu Türkiye'de göreve yeni başlayan bir öğretmen 95 milyon lira maaş alıyor. Mesleğinin zirvesinde 30 yıllık bir öğretmen ise 126 milyon lira para alıyor. Yani bugünkü kurla bir öğretmen ortalama 320 ile 350 dolar arasında para alıyor. Oysa devamlı olarak örnek gösterdiğimiz batılı ülkelerde bu rakamlar Türkiye'dekini dörde beşe katlıyor. Bazı ülkelerdeki en düşük ve en yüksek öğretmen maaşları dolar bazında şöyle: Almanya (1330 - 4240), ABD (1430 - 5760), İsviçre (1970 - 6300), Hollanda (1400 - 3350), Avusturya ( 1280 - 3740). Öğretmen maaşları Suudi Arabistan'da ise 1200 ile 2340 dolar arasında. Maddi imkansızlıklar yüzünden kılık kıyafetine, sosyal yaşantısına yeterince özen gösteremeyen öğretmen, kültürel etkinliklere de katılamıyor. Kitap, gazete, dergi ve mesleki yayın organlarını takip edemiyen öğretmen kendini yenilemekte de zorlanıyor. Büyük şehirlerde yaşayan öğretmenlerin durumu ise daha vahim. Ulaşım ve kira probleminin sıklıkla yaşandığı büyükşehirlerde öğretmen olmak daha da zor. Öğretmenin kıt kanaat ancak geçinebilecek derecede olması mesleğin toplumda prestiji sarsılan ve saygınlığını yitiren bir meslek olarak algılanmasını sağlıyor. Geçinemeyen öğretmenler ya ek iş yapmak zorunda kalıyor ya da gayri meşru işler yapmak zorunda kalıyor. Prof. Dr. Yahya Akyüz Türkiye’de Öğretmenlerin Toplumsal Değişmedeki Etkileri isimli kitabında öğretmenin yaşadığı ekonomik sorunlarınların ne derece vahim sonuçlar doğuracağını şöyle ele alıyor “Öğretmenin kendisini normal ve insanca, hatta müreffeh şekilde yaşatacak bir ücrete hakkı vardır. O yiyip, iyi giyinebilmeli, kitap-gazete alabilmeli, yurt içi ve dışı gezilere çıkabilmelidir. Öğretmene maddi olanaklar sağlanırsa meslek yetenekli kişileri çeker, güç ve prestij kazanır. Ama öğretmen maaşı ile aç kalırsa garsonluk, inşaat işçiliği... yapar ve görevinden soğuduğu gibi zamanını mesleğine aykırı işlerde çarçur ettiği için verimi de düşer. Toplumda mesleğe karşı olumsuz değerler oluşur veya kökleşir, yetenekliler girmez, girenler ayrılır. Elinden hiçbir iş gelmeyen, herhangi bir ücrete razı kişiler mesleği doldurur”
Ekim ayı rakamlarına göre 4 kişilik bir ailenin geçinme standardının 225 milyon, sadece mutfak harcamalarının 85 milyon lira olduğu Türkiye'de göreve yeni başlayan bir öğretmen 95 milyon lira maaş alıyor. Mesleğinin zirvesinde 30 yıllık bir öğretmen ise 126 milyon lira para alıyor. Yani bugünkü kurla bir öğretmen ortalama 320 ile 350 dolar arasında para alıyor. Oysa devamlı olarak örnek gösterdiğimiz batılı ülkelerde bu rakamlar Türkiye'dekini dörde beşe katlıyor. Bazı ülkelerdeki en düşük ve en yüksek öğretmen maaşları dolar bazında şöyle: Almanya (1330 - 4240), ABD (1430 - 5760), İsviçre (1970 - 6300), Hollanda (1400 - 3350), Avusturya ( 1280 - 3740). Öğretmen maaşları Suudi Arabistan'da ise 1200 ile 2340 dolar arasında. Maddi imkansızlıklar yüzünden kılık kıyafetine, sosyal yaşantısına yeterince özen gösteremeyen öğretmen, kültürel etkinliklere de katılamıyor. Kitap, gazete, dergi ve mesleki yayın organlarını takip edemiyen öğretmen kendini yenilemekte de zorlanıyor. Büyük şehirlerde yaşayan öğretmenlerin durumu ise daha vahim. Ulaşım ve kira probleminin sıklıkla yaşandığı büyükşehirlerde öğretmen olmak daha da zor. Öğretmenin kıt kanaat ancak geçinebilecek derecede olması mesleğin toplumda prestiji sarsılan ve saygınlığını yitiren bir meslek olarak algılanmasını sağlıyor. Geçinemeyen öğretmenler ya ek iş yapmak zorunda kalıyor ya da gayri meşru işler yapmak zorunda kalıyor. Prof. Dr. Yahya Akyüz Türkiye’de Öğretmenlerin Toplumsal Değişmedeki Etkileri isimli kitabında öğretmenin yaşadığı ekonomik sorunlarınların ne derece vahim sonuçlar doğuracağını şöyle ele alıyor “Öğretmenin kendisini normal ve insanca, hatta müreffeh şekilde yaşatacak bir ücrete hakkı vardır. O yiyip, iyi giyinebilmeli, kitap-gazete alabilmeli, yurt içi ve dışı gezilere çıkabilmelidir. Öğretmene maddi olanaklar sağlanırsa meslek yetenekli kişileri çeker, güç ve prestij kazanır. Ama öğretmen maaşı ile aç kalırsa garsonluk, inşaat işçiliği... yapar ve görevinden soğuduğu gibi zamanını mesleğine aykırı işlerde çarçur ettiği için verimi de düşer. Toplumda mesleğe karşı olumsuz değerler oluşur veya kökleşir, yetenekliler girmez, girenler ayrılır. Elinden hiçbir iş gelmeyen, herhangi bir ücrete razı kişiler mesleği doldurur”
Öğretmenliğin kariyeri düşük
Türkiye’deki resmi lise öğretmenleri üzerinde yapılan bir araştırmada ise öğretmenlerin yüzde 40’a yakının işi bırakmayı, yüzde 61’inin ise iş değiştirmeyi sık sık düşündüğünü ortaya koydu. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültebi Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Ayşen Bakioğlu’nun örneklem olarak seçtiği 135 lise öğretmeni üzerinde yapılan araştırmada öğretmenlerin yüzde 53’ü başarı gösterdiklerinde ödül almadıklarını, yüzde 48’i ise öğretmenlik mesleğinin kendilerine mesleki ve kişisel tanınma imkanı sağlamadığını ifade ettiler. Araştırmada öğretmenlerin yüzde 85’i meslek haricinde faydalı olmayacak önemsiz işler yapmak zoruda olduklarını belirtiyorlar. Ayşen Bakioğlu, bu durumu “ Eğitim sistemindeki merkeziyetçiliğe tepki” olarak yorumluyor. Bakioğlu, ortaya çıkan tabloya göre öğretmenin öğüte ihtiyaç duyduğu ancak yukarıdan gelen emirlere bağımlı hareket etmekten pek hoşlanmadığını belirtiyor. Ayşen Bakioğlu, araştırmaya katılan öğretmenlerin anket sorularına verdikleri tepkilerden (% 93), öğretmenliğin terfi imkanları sınırlı ve yukarı harekete pek imkan vermeyen bir kariyer olduğunun anlaşıldığını söylüyor. Yapılan değerlendirmede “Geleneksel olarak öğretmenlik dar sınıflar içinde gerçekleştirilen bir meslektir. Bir öğretmenin rolünü genişletmesinin tek yolu onu yönetime kaydırmaktan ibarettir. Kısaca öğretmenlerin terfi fırsatları kısıtlıdır. Öğretmenlerin tamamı ya iş değiştirmeyi, ya istifa etmeyi, ya da emekli olmayı düşünmektedir. Bu oldukça karamsar bir tablodur. Öğretmenlik kariyerinin geleceği için acilen önlem alınması gerekir” diyor.
Türkiye’deki resmi lise öğretmenleri üzerinde yapılan bir araştırmada ise öğretmenlerin yüzde 40’a yakının işi bırakmayı, yüzde 61’inin ise iş değiştirmeyi sık sık düşündüğünü ortaya koydu. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültebi Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Ayşen Bakioğlu’nun örneklem olarak seçtiği 135 lise öğretmeni üzerinde yapılan araştırmada öğretmenlerin yüzde 53’ü başarı gösterdiklerinde ödül almadıklarını, yüzde 48’i ise öğretmenlik mesleğinin kendilerine mesleki ve kişisel tanınma imkanı sağlamadığını ifade ettiler. Araştırmada öğretmenlerin yüzde 85’i meslek haricinde faydalı olmayacak önemsiz işler yapmak zoruda olduklarını belirtiyorlar. Ayşen Bakioğlu, bu durumu “ Eğitim sistemindeki merkeziyetçiliğe tepki” olarak yorumluyor. Bakioğlu, ortaya çıkan tabloya göre öğretmenin öğüte ihtiyaç duyduğu ancak yukarıdan gelen emirlere bağımlı hareket etmekten pek hoşlanmadığını belirtiyor. Ayşen Bakioğlu, araştırmaya katılan öğretmenlerin anket sorularına verdikleri tepkilerden (% 93), öğretmenliğin terfi imkanları sınırlı ve yukarı harekete pek imkan vermeyen bir kariyer olduğunun anlaşıldığını söylüyor. Yapılan değerlendirmede “Geleneksel olarak öğretmenlik dar sınıflar içinde gerçekleştirilen bir meslektir. Bir öğretmenin rolünü genişletmesinin tek yolu onu yönetime kaydırmaktan ibarettir. Kısaca öğretmenlerin terfi fırsatları kısıtlıdır. Öğretmenlerin tamamı ya iş değiştirmeyi, ya istifa etmeyi, ya da emekli olmayı düşünmektedir. Bu oldukça karamsar bir tablodur. Öğretmenlik kariyerinin geleceği için acilen önlem alınması gerekir” diyor.
Öğretmenlik cazibesini yitirdi
Mesleğin kalite erozyonuna uğraması, toplumsal saygınlığını yitirmesi,yetişme tarzı, ekonomik, sosyal ve siyasi sebebler öğretmenliğe olan yönelmeyi durdurdu. Üniversite sınavında Eğitim Fakülteleri yüksek puanlarla kaliteli öğrenci alamıyor. Öğrenciler 'Hiç bir yeri kazanamazsam en son tercih olarak bir öğretmenlik yazayım' düşüncesiyle hareket ediyor. Eğitim fakültelerinin öğrenci kaynağı olması gereken Anadolu Öğretmen liselerinde ise öğrencilerin yüzde 70'e yakını başka mesleklere gidiyor. Öğretmenliği tercih edenlerin pek çoğu da Boğaziçi İngilizce Öğretmenliği gibi bölümleri tercih ederek mezun olduktan sonra yabancı dil bilmenin avantajını kullanarak başka mesleklere yöneliyor. Milli Eğitim Bakanlığı ise öğretmen bulmakta güçlük çekiyor. En son yapılan atamalarda 18 bin civarında kadro açılmasına rağmen ancak 4 bin öğretmen adayının müracat etmesi bunun bir göstergesi sayılabilir.
Mesleğin kalite erozyonuna uğraması, toplumsal saygınlığını yitirmesi,yetişme tarzı, ekonomik, sosyal ve siyasi sebebler öğretmenliğe olan yönelmeyi durdurdu. Üniversite sınavında Eğitim Fakülteleri yüksek puanlarla kaliteli öğrenci alamıyor. Öğrenciler 'Hiç bir yeri kazanamazsam en son tercih olarak bir öğretmenlik yazayım' düşüncesiyle hareket ediyor. Eğitim fakültelerinin öğrenci kaynağı olması gereken Anadolu Öğretmen liselerinde ise öğrencilerin yüzde 70'e yakını başka mesleklere gidiyor. Öğretmenliği tercih edenlerin pek çoğu da Boğaziçi İngilizce Öğretmenliği gibi bölümleri tercih ederek mezun olduktan sonra yabancı dil bilmenin avantajını kullanarak başka mesleklere yöneliyor. Milli Eğitim Bakanlığı ise öğretmen bulmakta güçlük çekiyor. En son yapılan atamalarda 18 bin civarında kadro açılmasına rağmen ancak 4 bin öğretmen adayının müracat etmesi bunun bir göstergesi sayılabilir.
Herkes öğretmen olabilir mi?
Geçtiğimiz yıllarda pedagojik formasyon şartı aranmaksızın her fakülte mezununun öğretmenliğe alınması günümüzde 'Herkes öğretmen olabilir mi?' tartışmalarını beraberinde getirdi. Milli Eğitim eski Bakanı Mehmet Sağlam tarafından öğretmen açığını kapatmak için yapılan bu uygulama değişik eğitim örgütleri ve akademisyenler tarafından eleştirildi. Çünkü Ziraat Mühendislerinden tutun da Tıp doktorlarına varana kadar değişik mesleklerden 31 bin kişi öğretmen yapılmıştı. Eğitimcilerin itiraz ettiği husus diğer meslekler gibi öğretmenliğin de bir ihtisas mesleği olduğu ve geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin en iyi yetişmesi için bu mesleğin eğitimini görmüş kişilerin öğretmen olması gerektiği idi. Ayrıca dışardan atanan öğretmenler öğretim ilke ve tekniklerini bilmedikleri için eğitim öğretim planlarını hazırlamakta güçlük çekiyor, çocukların gelişme ve öğrenme süreçlerini algılayıp değerlendime yapamıyorlar ve eğitim teknoloilerini kullanmada güçlük çekiyorlardı.(2) Ama ortada da bir gerçek vardı ki, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu öğretmen sayısı her geçen gün artıyor ve bu sayı 200 binlerle ifade ediliyordu.
Geçtiğimiz yıllarda pedagojik formasyon şartı aranmaksızın her fakülte mezununun öğretmenliğe alınması günümüzde 'Herkes öğretmen olabilir mi?' tartışmalarını beraberinde getirdi. Milli Eğitim eski Bakanı Mehmet Sağlam tarafından öğretmen açığını kapatmak için yapılan bu uygulama değişik eğitim örgütleri ve akademisyenler tarafından eleştirildi. Çünkü Ziraat Mühendislerinden tutun da Tıp doktorlarına varana kadar değişik mesleklerden 31 bin kişi öğretmen yapılmıştı. Eğitimcilerin itiraz ettiği husus diğer meslekler gibi öğretmenliğin de bir ihtisas mesleği olduğu ve geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin en iyi yetişmesi için bu mesleğin eğitimini görmüş kişilerin öğretmen olması gerektiği idi. Ayrıca dışardan atanan öğretmenler öğretim ilke ve tekniklerini bilmedikleri için eğitim öğretim planlarını hazırlamakta güçlük çekiyor, çocukların gelişme ve öğrenme süreçlerini algılayıp değerlendime yapamıyorlar ve eğitim teknoloilerini kullanmada güçlük çekiyorlardı.(2) Ama ortada da bir gerçek vardı ki, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu öğretmen sayısı her geçen gün artıyor ve bu sayı 200 binlerle ifade ediliyordu.
Gerek Osmanlı'nın son
dönemlerinde gerekse Cumhuriyet kurulduğu günden itibaren günümüze kadar
öğretmen yetiştirme düzenimiz devamlı tartışmalı oldu. Öğretmen olmak için
gerekli eğitim ve öğrenim görmemiş olanların öğretmen olarak atanmaları
günümüzde olduğu gibi geçmişte de yaşandı. Meslek dışından öğretmen alımını ilk
olarak 1857 yılında ilk Eğitim Bakanı Abdurrahman Sami Paşa, Rüştiye
Mektepleri'nin yaygınlaştırıldığı dönemde, Darulmuallimin mezunu öğretmen
adaylarından yeterli sayıda eleman bulunmadığını düşünerek gerçekleştirdi.
Böylece Tanzimat döneminde açılmaya başlanan Rüşdiyelere öğretmen yetiştirmek
amacıyla 16 Mart 1848'de kurulan Darulmualliminin bu amacı ilk kez delinmiş
oldu. (1)Çünkü memleketin öğretmene ihtiyacı var ve ortada buna cevap
verebilecek sayıda yetişmiş öğretmen yoktu.
Şimdi de aynı problemleri
yaşıyoruz. Her gün basın yayın organlarında öğretmensizlik sebebiyle boş geçen
derslerden yakınan öğrenci ve velileri izliyoruz. Türkiye'nin 2000 yılında
ihtiyaç duyduğu öğretmen sayısı 190 bin. Bu sayıyı karşılayacak olan Eğitim
fakültelerimizden mezun olan öğretmen adayı sayısı ise 15 bini geçmiyor.
Geçtiğimiz günlerde yapılan öğretmen alımlarında 18 bin civarında kadro
açılmasına rağmen 4 bin kişinin ancak müracat etmesi düşündürücüdür. Ayrıca
öğretmenlik mesleğinin ekonomik ve sosyal statüsünden dolayı Eğitim
Fakültelerinden mezun olanların hepsinin bu mesleği tercih etmedikleri de
ortadadır. Bu rakamlar bize öğretmenliğin statüsünün yükseltilmesinin yanısıra
ciddi bir öğretmen yetiştirmesi planlaması yapılmadığını ortaya koyuyor. Milli
Eğitim Bakanlığı ile Eğitim Fakülteleri, dolayısı ile de YÖK arasında ciddi bir
koordinasyon eksikliği söz konusu. Şu anda ciddi bir planlama yapılsa bile
bunun en iyimser ihtimalle 4 yıl sonunda sonuç vereceği düşünülürse
öğretmensizlik konusunda daha çok sıkıntılar çekeceğimiz ortadadır. Ankara
Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yahya Akyüz
Milli Eğitim Dergisi'nin 137. sayısında yazdığı makalesinde ihtiyaç ne kadar
acil ve büyük olursa olsun niteliksiz öğretmen yetiştirilmesine ve işsiz her
fakülte mezununun öğretmen yapılmasına karşı çıkıyor ve "Herhangi bir
ülkede öğretmenler ve öğretmenlik mesleği üstün güç ve statüye ulaşmadıkça o
ülkede en iyi eğitim sistemi ve yüce eğitim amaçları da bulunsa bunlar
gerçekleşmez. Saygın ve gerçek öğretmenler kötü bir eğitim sisteminde bile çok
yararlı sonuçlara ulaşılabilirler" diyor. Marmara Üniversitesi Eğitim
Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayla Oktay ise, üniversite mezunu herkesin
öğretmen yapılması uygulamasına devam edilirse öğretmenlik mesleğinin
üniversite sınavında en son tercih edilen mesleklerden olan bir meslek olmaktan
kurtarılamayacağını ifade ediyor.
Vahim tablo
Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri Prof.Dr. Rıfat Okçabol ile Doç.Dr. Fatma Gök tarafından gerçekleştirilen Öğretmen Profili Araştırma Raporu geçtiğimiz haziran ayında kitap haline getirildi. 19 ildedeki 205 eğitim kurumunda çalışan 2 bin 301 öğretmenin görüşlerine başvurulan ve Eğitim Sen’nin kitap haline getirdiği araştırma öğretmenlerle ilgili çok çarpıcı sonuçlar içeriyor. İşte öğretmenlerin içinde bulunduğu içler acısı durumu gözler önüne seren araştırma raporundan bazı ayrıntılar: Mesleğe başlayanların sadece yüzde 5'i ideallerini gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Yüzde 17'si zorunluluktan, yüzde 7'si rastlantı, yüzde 6'sı da ÖSYS sonucunda öğretmen olduğunu bildiriyor
Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri Prof.Dr. Rıfat Okçabol ile Doç.Dr. Fatma Gök tarafından gerçekleştirilen Öğretmen Profili Araştırma Raporu geçtiğimiz haziran ayında kitap haline getirildi. 19 ildedeki 205 eğitim kurumunda çalışan 2 bin 301 öğretmenin görüşlerine başvurulan ve Eğitim Sen’nin kitap haline getirdiği araştırma öğretmenlerle ilgili çok çarpıcı sonuçlar içeriyor. İşte öğretmenlerin içinde bulunduğu içler acısı durumu gözler önüne seren araştırma raporundan bazı ayrıntılar: Mesleğe başlayanların sadece yüzde 5'i ideallerini gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Yüzde 17'si zorunluluktan, yüzde 7'si rastlantı, yüzde 6'sı da ÖSYS sonucunda öğretmen olduğunu bildiriyor
Öğretmenlerin yüzde 70 ek iş
yapıyor
Yüzde 62'si kitap okumuyor
Kitap okuyanlar arasında ise yüzde 88'i mesleki kitapları okumuyor.
Öğretmenlerin yüzde 89'u düzenli olarak gazete okumuyor. Yüzde 8'i ise hiç gazete okumuyor.
Öğretmenlerin yüzde 66'sı mesleklerinin toplumda kabul görmediğini belirtiyor.
Öğretmenlerin yüzde 59'u kirada otururken, yüzde 11'i de lojman,öğretmenevi veya misafirhanelerde oturuyor.
Yüzde 57'sinin özel arabası yok
Gelir gurubu yönünden, öğretmenlerin yüzde 27'si kendilerini kötü durumda hissederken, yüzde 59'u orta, yüzde 13'ü de iyi durumda olduklarını belirtiyor
Yüzde 10'u ‘Bu maaşla bu kadar çalışılır’ derken yüzde 11'i fırsatını bulsalar meslekten ayrılacaklarını, yüzde 17'si ise gençlere öğretmen olmalarını öğütlediklerini ifade ediyorlar.
Öğretmenlerin yüzde 18'i sinema, tiyatro ve konser gibi kültürel etkinliklere katılmadığını belirtirken, yüzde 39'u da bu soruyu yanıtsız bıraktı.
Öğretmenlerin yüzde 68'i eğitimin ezbere dayandığını ifade ediyor
Öğretmenlerin yüzde 60'ı eğitim sistemimizin demokratik olmadığına inanıyor
Yüzde 45’i eğitim sistemimizin laik olmadığına inanıyor
Yüzde 74'ü ‘eğitimde fırsat eşitliği yoktur’ diyor
Yüzde 54'ü öğretmenler özel ders vermelidir diyor
Yönetici öğretmen ilişkisi yeterli düzeyde değildir diyenler yüzde 44'üteşkil ederken, öğretmenler arası ilişkiler yeterli değildir yüzde 39, yönetici ve öğretmenler ile veli ilişkileri iyi değildir yüzde 57 oranında
Varlıklı kesimin gözdesi olan özel okullardan ve Anadolu liselerinden öğretmenliğe gelenler yok denecek kadar az
Yüzde 62'si kitap okumuyor
Kitap okuyanlar arasında ise yüzde 88'i mesleki kitapları okumuyor.
Öğretmenlerin yüzde 89'u düzenli olarak gazete okumuyor. Yüzde 8'i ise hiç gazete okumuyor.
Öğretmenlerin yüzde 66'sı mesleklerinin toplumda kabul görmediğini belirtiyor.
Öğretmenlerin yüzde 59'u kirada otururken, yüzde 11'i de lojman,öğretmenevi veya misafirhanelerde oturuyor.
Yüzde 57'sinin özel arabası yok
Gelir gurubu yönünden, öğretmenlerin yüzde 27'si kendilerini kötü durumda hissederken, yüzde 59'u orta, yüzde 13'ü de iyi durumda olduklarını belirtiyor
Yüzde 10'u ‘Bu maaşla bu kadar çalışılır’ derken yüzde 11'i fırsatını bulsalar meslekten ayrılacaklarını, yüzde 17'si ise gençlere öğretmen olmalarını öğütlediklerini ifade ediyorlar.
Öğretmenlerin yüzde 18'i sinema, tiyatro ve konser gibi kültürel etkinliklere katılmadığını belirtirken, yüzde 39'u da bu soruyu yanıtsız bıraktı.
Öğretmenlerin yüzde 68'i eğitimin ezbere dayandığını ifade ediyor
Öğretmenlerin yüzde 60'ı eğitim sistemimizin demokratik olmadığına inanıyor
Yüzde 45’i eğitim sistemimizin laik olmadığına inanıyor
Yüzde 74'ü ‘eğitimde fırsat eşitliği yoktur’ diyor
Yüzde 54'ü öğretmenler özel ders vermelidir diyor
Yönetici öğretmen ilişkisi yeterli düzeyde değildir diyenler yüzde 44'üteşkil ederken, öğretmenler arası ilişkiler yeterli değildir yüzde 39, yönetici ve öğretmenler ile veli ilişkileri iyi değildir yüzde 57 oranında
Varlıklı kesimin gözdesi olan özel okullardan ve Anadolu liselerinden öğretmenliğe gelenler yok denecek kadar az
Öğretmen 24 Kasım’ı kabul
etmiyor
Kutlanmaya başlandığı ilk yıllarda bir şenlik havası içinde geçen 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü artık öğretmenler kabul etmiyor. KESK’e bağlı Eğitim Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) bu yıl yapılacak olan kutlamalara katılmama kararı aldı. Eğitim Sen 2 Nolu Şube Başkanı Alaattin Dinçer 24 Kasım’ı niçin protesto ettiklerini şöyle açıklıyor: “Yıllardan bu yana 24 Kasımlar boş vaat ve boş sözlerle öğretmenlerin kandırıldığı bir gün oldu. İçi boş vaatlerden başka hiç bir somut adımın atılmadığı bir günün öğretmenler nezdinde hiçbir değeri olamaz. Bizim için böyle bir gün anlam ifade etmiyor. Törenlerde cek caklı ve cilalı sözlerden başka bir şey yok. 24 Kasım bittiğinde her şey unutuluyor. Bu yüzden böyle bir günü öğretmenler günü olarak kabul etmiyoruz. Ayrıca bu günü 12 Eylül’ün öğretmenlere bir dayatması olarak görüyoruz. Öğretmenlerin bir günü olacaksa ona öğretmenler karar vermelidir. Bazı konularda olduğu gibi 24 Kasım’da da Atatürk kullanılıyor. Bu gün veli ve öğrenciler tarafından hediye verme günü gibi algılanıyor. Bu onur kırıcı bir durumdur”
Kutlanmaya başlandığı ilk yıllarda bir şenlik havası içinde geçen 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü artık öğretmenler kabul etmiyor. KESK’e bağlı Eğitim Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) bu yıl yapılacak olan kutlamalara katılmama kararı aldı. Eğitim Sen 2 Nolu Şube Başkanı Alaattin Dinçer 24 Kasım’ı niçin protesto ettiklerini şöyle açıklıyor: “Yıllardan bu yana 24 Kasımlar boş vaat ve boş sözlerle öğretmenlerin kandırıldığı bir gün oldu. İçi boş vaatlerden başka hiç bir somut adımın atılmadığı bir günün öğretmenler nezdinde hiçbir değeri olamaz. Bizim için böyle bir gün anlam ifade etmiyor. Törenlerde cek caklı ve cilalı sözlerden başka bir şey yok. 24 Kasım bittiğinde her şey unutuluyor. Bu yüzden böyle bir günü öğretmenler günü olarak kabul etmiyoruz. Ayrıca bu günü 12 Eylül’ün öğretmenlere bir dayatması olarak görüyoruz. Öğretmenlerin bir günü olacaksa ona öğretmenler karar vermelidir. Bazı konularda olduğu gibi 24 Kasım’da da Atatürk kullanılıyor. Bu gün veli ve öğrenciler tarafından hediye verme günü gibi algılanıyor. Bu onur kırıcı bir durumdur”
Alternatif Öğretmenler Günü
Alaattin Dinçer, Eğitim Sen olarak bundan sonra öğretmenler günü olarak 24 Kasım’ı değil, 5 Ekim’i kutlayacaklarını belirtiyor. Dinçer, 24 Kasım değil de neden 5 Ekim’i kutlayacaklarını da şöyle açıklıyor: “ BM Eğitim, Bilim ve Kültür örgütü UNESCO Genel Kurulu’nun 28. oturumunda 5 Ekim günü Dünya Öğretmenler Günü olarak kabul edildi. Bu günde uluslararası öğretmen çatı örgütlerinin katkılarıyla öğretmenlerin statüsüne ilişkin tavsiye kararları alındı. Bu belge öğretmenlerin salt okul içinde değil toplum içinde de yerine getirdikleri işlevlerin taşıdığı önemi uluslararası düzeyde belgeleyen, öğretmenlerin tüm sorunlarını ele alan ve durumlarını tüm ayrıntıları ile düzenleyen bir belgedir. Bu yüzden öğretmenler ‘dayatma’ öğretmenler gününü değil tüm dünya öğretmenlerinin kutladığı 5 Ekim’i kabul etmiştir”
Alaattin Dinçer, Eğitim Sen olarak bundan sonra öğretmenler günü olarak 24 Kasım’ı değil, 5 Ekim’i kutlayacaklarını belirtiyor. Dinçer, 24 Kasım değil de neden 5 Ekim’i kutlayacaklarını da şöyle açıklıyor: “ BM Eğitim, Bilim ve Kültür örgütü UNESCO Genel Kurulu’nun 28. oturumunda 5 Ekim günü Dünya Öğretmenler Günü olarak kabul edildi. Bu günde uluslararası öğretmen çatı örgütlerinin katkılarıyla öğretmenlerin statüsüne ilişkin tavsiye kararları alındı. Bu belge öğretmenlerin salt okul içinde değil toplum içinde de yerine getirdikleri işlevlerin taşıdığı önemi uluslararası düzeyde belgeleyen, öğretmenlerin tüm sorunlarını ele alan ve durumlarını tüm ayrıntıları ile düzenleyen bir belgedir. Bu yüzden öğretmenler ‘dayatma’ öğretmenler gününü değil tüm dünya öğretmenlerinin kutladığı 5 Ekim’i kabul etmiştir”
Artık hiç bir öğretmen idealist
değil
Öğretmenliğin meslek olarak idealizmini yitirdiğini ifade eden Dinçer,"Öğretmenlik cazibesini yitirdi, eskilerde olduğu gibi o artık bir idealizm mesleği değil. Büyük kentlerde yüzde 70'i ek iş yapıyor. Genel hava değişti. Fedakar öğretmen devri artık kapandı. Bunun birinci derecede sorumlusu da devleti yöneten gelmiş geçmiş siyasal iktidardır" diyor. Yüzdelik zamma karşı çıkan Dinçer acil çözülmesi gereken problemlerini de şöyle anlatıyor: "İlk olarak toplu sözleşme istiyoruz. Şuanda 657 sayılı devlet memurları kanunun 125 maddesi değiştirilerek öğretmenin meslek hayatı iki müfettişin yazacağı raporla sona erdirilmek isteniyor. Memura yargı yolunu kapatacak olan ve şuanda Anayasa Komisyonu'nda görüşülen bu tasarı acilen geri çekilmelidir. Ayrıca çeşitli hakları için mücadele ettiği için ceza alan meslektaşlarımızın cezaları affedilmelidir. Sendikal sıkıntılarımız var. Sürgün soruşturma ve cezalar hayatımızın bir parçası haline geldi bir an önce bunların durdurulmasını istiyoruz" (Zaman Gazetesi yazı dizisi)
Öğretmenliğin meslek olarak idealizmini yitirdiğini ifade eden Dinçer,"Öğretmenlik cazibesini yitirdi, eskilerde olduğu gibi o artık bir idealizm mesleği değil. Büyük kentlerde yüzde 70'i ek iş yapıyor. Genel hava değişti. Fedakar öğretmen devri artık kapandı. Bunun birinci derecede sorumlusu da devleti yöneten gelmiş geçmiş siyasal iktidardır" diyor. Yüzdelik zamma karşı çıkan Dinçer acil çözülmesi gereken problemlerini de şöyle anlatıyor: "İlk olarak toplu sözleşme istiyoruz. Şuanda 657 sayılı devlet memurları kanunun 125 maddesi değiştirilerek öğretmenin meslek hayatı iki müfettişin yazacağı raporla sona erdirilmek isteniyor. Memura yargı yolunu kapatacak olan ve şuanda Anayasa Komisyonu'nda görüşülen bu tasarı acilen geri çekilmelidir. Ayrıca çeşitli hakları için mücadele ettiği için ceza alan meslektaşlarımızın cezaları affedilmelidir. Sendikal sıkıntılarımız var. Sürgün soruşturma ve cezalar hayatımızın bir parçası haline geldi bir an önce bunların durdurulmasını istiyoruz" (Zaman Gazetesi yazı dizisi)
MİLLİ EĞİTİM BAKANI METİN
BOSTANCIOĞLU’NUN
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ DOLAYISIYLA YAYINLADIĞI MESAJ
Değerli Öğretmenler
Saygıdeğer Vatandaşlarım
72 yıl önce Yüce Önder Atatürk,
yeni Türk Alfabesinin kabulünün ardından, ulusça bir eğitim seferberliği
başlatmış, cehalete ve karanlığa karşı amansız bir savaş açmıştı.
Elinde tebeşir, kara tahta
başında büyük bir heyecanla ulusuna öğretmenlik yapan, öğretmenlere öğretmenlik
yapan, Başöğretmenlik yapan Atatürk, başlattığı bu mücadeleyi Türk
öğretmenlerine kutsal bir görev olarak devretti. Öğretmenler, Anadolu’nun her
yerinde yeni harflerle okuma-yazma öğrettiler, eğitimin aydınlığını tüm yurda
yaydılar.
Atatürk, 24 Kasım 1928’de, 11
Kasım 1928 tarihli Bakanlar Kurulu kararına dayanarak, Millet Mektepleri
Teşkilatının Genel Başkanlığı ile Başöğretmenliğini kabul etmişti. Bu tarihin
yıldönümünü Öğretmenler Günü olarak bu yıl da kıvanç ve coşkuyla kutluyoruz.
Başöğretmen Atatürk’ün izinde görev yapan bütün öğretmenlerimize ulusca
şükranlarımızı sunuyoruz.
Bugün bütün dünyada ulusların
gelişmişlik düzeyleri, eğitimlerine verdikleri önemle ölçülmektedir. Eğitimde
en önemli unsur ise öğretmendir. İnsanı eğitmek, sevgi ve hoşgörüyle
yetiştirmek, kişiliğini geliştirmek, üretken kılarak yurduna ve insanlığa
yararlı bireyler olmalarını sağlamak öğretmenlerimizin görevidir. Öğretmenlik,
bunun için kutsal bir meslektir.
Yüce Atatürk “Milletleri
kurtaranlar, yalnız ve ancak öğretmenlerdir.“ derken, öğretmenliğin yaşamsal
önemini vurgulamıştır. Yüce Önder, ulusumuzun geleceğini öğretmenlerin elinde
görmüş ve “Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” diyerek, onlara
güvenini göstermiştir.
Özgürlüğü, bağımsızlığı, ulusal
egemenliği ve Cumhuriyeti koruyup yüceltecek kuşakları yetiştiren
öğretmenlerimiz, o yılların heyecanı, coşkusu ve yüksek bilinci ile görevlerini
Atatürk’ün çizdiği aydınlık yolda fedakarca sürdürmektedir.
Bilim ve teknolojideki hızlı
gelişmeler, ekonomik ve sosyal sistemleri etkilemekte, her alanda yeniden
yapılanmaya ivme kazandırmaktadır. Eğitimde de bütün dünya çağa uygun arayış ve
değişim içindedir. Ancak eğitim sistemlerinin yeniden yapılanmasında öğretmenin
rolü ve önemi azalmamakta, aksine artmaktadır. Öğretmenlik yeni bin yılın gözde
meslekleri arasındadır.
Yeni bin yılda öğretmenlerin
görev ve sorumlulukları artarken, bu görevlerin içerikleri de değişmekte, bu
durum öğretmenin daha donanımlı ve kaliteli olarak yetişmesini zorunlu
kılmaktadır. Bu bakımdan, kaliteli ve nitelikli öğretmen yetiştirilmesi ve
görevleri süresince hizmetiçi eğitim verilmesi, üzerinde önemle durduğumuz
konuların başında gelmektedir.
Geçmiş iktidarlar döneminde
yapıldığı gibi, herkesin öğretmen olabileceği dönem artık geride kalmıştır.
Çünkü öğretmenlik bir ihtisas mesleğidir. Bu önemli meslek, alanında en az 4
yıllık bir lisans eğitimini gerektirmektedir.
Bakanlığımız kaliteli öğretmen
yetiştirilmesi konusunda çok ciddi ve önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir.
YÖK’le işbirliği yapılarak sertifika programları açılmış, Eğitim Fakültelerinin
Öğretmen Yetiştirme Programları yeniden düzenlenmiştir.
Öğrencilerimizin nitelikli
öğretmenler tarafından yetiştirilmesi için kalite güvence sistemi olan Akreditasyon
konusunda, üniversitelerle işbirliği içinde kapsamlı çalışmalar yürütülmeye
başlanmıştır.
Bu yıl ilk defa Anadolu
Üniversitesi ile işbirliği yapılarak, yüzyüze destekli uzaktan eğitimle
“İngilizce Öğretmeni Yetiştirme Projesi” ile “Okul Öncesi Kurumlarına Öğretmen
Yetiştirme Projesi” hayata geçirilmiştir.
Öğretmen yetiştirme
politikalarının belirlenmesinde, öğretmenlerin seçiminde, hizmet öncesi
eğitimlerinde, denetimlerinde, verimliliklerinin değerlendirilmesinde
yararlanılmak üzere ilk defa “Öğretmen Yeterlilik Göstergelerinin Tespiti”
çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmayla öğretmenin nasıl olması gerektiğinin
ölçütleri bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Hedef, kaliteli öğretmen ve
kaliteli eğitimdir.
Öğretmenlerimizin hizmetiçi
eğitim faaliyetleriyle sürekli şekilde gelişmeleri, alanlarıyla ilgili yeni
bilgilerle donanmaları, yeni eğitim-öğretim tekniklerini ve araçlarını kullanır
hale gelmeleri, bilgi toplumunun aktif bireyleri olarak bilgi ve deneyimlerini
çocuklarımızla paylaşmaları için gereken bütün önlemler alınmakta, bu yönde
çalışmalar yürütülmektedir.
Dar bütçe olanakları ve
enflasyonla mücadeleye rağmen, öğretmenlerimizin ekonomik ve sosyal
sıkıntılarının giderilerek yaşam standartlarının yükseltilmesi öncelikli
hedefimizdir.
Öğretmenlerimize her öğretim
yılı başında ödenmekte olan Öğretim Yılına Hazırlık Ödeneği geçen yıl 50 milyon
lira iken bu yıl 75 milyon lira olarak ödenmiştir.
Bu yıl öğretmen ihtiyacının
karşılanması için, 28 branşta 40 bin 558 öğretmen ataması gerçekleştirilmiştir.
Öğretmenlerimizin sosyal
yaşantılarında ve hizmetiçi eğitimlerinde önemli yeri olan öğretmenevi, eğitim
merkezleri ve sosyal tesislerin sayısı artırılmış, yatak kapasitesi 20 bine
çıkarılmış ve hizmet kalitesi yükseltilmiştir. Öğretmenevleri aynı zamanda
birer eğitim merkezi olarak, yıl boyu hizmet verecek yapıya kavuşturulmuştur.
Norm kadro uygulamasıyla
öğretmenlerimizin dengeli dağılımı ve daha verimli çalışmalarının yolu
açılmıştır. Norm kadro uygulamasını il ve ilçelerde titizlikle uygulayan ve
hayata geçirilmesini sağlayan kaymakam ve valilere teşekkürü borç biliyorum.
Merkez, taşra ve yurtdışı
teşkilatı yönetim görevlerine atanmada ve yükselmede başarılı ve liyakatlı
olmanın yanısıra, her kademe yöneticiliğin gerektirdiği hizmetiçi eğitimi almış
olma esası getirilmiştir. Meslekte yükselmek objektif ölçütlere bağlanmıştır.
“Toplam Kalite Yönetimi” ile
“Eğitim Bölgeleri ve Eğitim Kurulları” uygulamaları öğretmenlerimizin 21.
yüzyılın gereklerine uygun, daha nitelikli ve kaliteli bir eğitim ortamında
görev yapmalarına ve daha iyi hizmetler sunmalarına katkıda bulunacaktır.
Öğretmenlerimizi meslek içinde
yetiştirecek, bilimsel araştırma ve yayınlar yapacak olan Milli Eğitim
Akademisi’nin açılması hazırlıkları devam etmektedir. Öğretmen yetiştiren
yüksek öğretim kurumlarına daha nitelikli öğrenciler sağlamak için açılan
Anadolu Öğretmen Liselerinin ülke genelinde yaygınlaştırılmasına yönelik
çalışmalarımız sürmektedir. Bu okullarımızın sayısı bu yıl açılan 6 yeni okulla
92’ye ulaşmıştır.
Bu yıl, Anadolu Öğretmen
Liselerinden mezun olup yüksek öğretim programlarına girmeye hak kazanan
öğrencilerin yüzde 80’i, öğretmen yetiştiren yükseköğretim programlarına
yerleşmiştir.
Öğretmen yetiştiren yüksek
öğretim kurumlarına daha nitelikli öğrenci akışını sağlamak için öğretmenlik
programlarını ilk 5 sırada tercih eden öğrencilere verilen burslar, diğer
alanlardaki öğrencilere verilen burslardan daha yüksek düzeye çıkarılmıştır.
Halen 19 bin 730 öğrenci öğretmen yetiştiren fakültelerde burs alarak öğrenim görmektedir.
Bugüne kadar 40 bin 630 öğrenci burs alarak öğretmenlik programını bitirmiştir.
Değerli öğretmenler,
Türk Milli Eğitim Politikasının
temelini, Başöğretmenimiz Atatürk’ün ilkeleri ve görüşleri oluşturmaktadır.
O’nun koyduğu ilkeler, daima bizlere ışık tutacaktır. Sizler, görev yaptığınız
her yerde, Atatürk ilke ve devrimlerinin uygulayıcısı ve savunucusu olarak,
cehaletle ve karanlıkla savaşmakta, akıl ve bilimin ışığı ile bugünümüzü ve
geleceğimizi aydınlatmaktasınız. Bunun için sizlere şükran borçluyuz.
-her sabah uyandığımda,okul
yolundaki gizemli sarmaşıklara baktı gözlerim,uzun ve güzel bir sonbahardı
yaşadıklarım,okulun arkasında güneşlenirdi mavi patiskalar,ilkokul kokardı
çocuklar,ilkokul kitaplarındaydı çocuklar,mevsimler gibiydi ,inatcı,güleryüzlü......kül
rengi bulutları kovalardık beraber,sevginin rengini çizerdik resimlere,bir
başka büyürdü yüreklerimiz,ıpıl ıpıl esen meltem olurduk biraz daha büyüyerek,
sevdalar yazardık A,ile B,ile C,ileen güzel giysileri giyerdik,anadolu kokardık,kalem ,silgi,tebeşir,
ince bir ezginin ortasında budaklanan bizler ,çiseleyen yağmur damlaları gibi gülümserdik,
sevdalar yazardık A,ile B,ile C,ileen güzel giysileri giyerdik,anadolu kokardık,kalem ,silgi,tebeşir,
ince bir ezginin ortasında budaklanan bizler ,çiseleyen yağmur damlaları gibi gülümserdik,
SELÇUK
YILDIRIM
mutluluğu aradığın sürece , renkler
vardır ya; mavilisi,sarılısı,yeşili, sesler vardır ya, hasanın,alinin,ayşenin,
dili vardır ya,kelimelerin,hecelerin,seslerin bilinmeyenden bilinene, öğretmendir, bazen,gürültülü coşkularda uyanan, acemi bir arıdır o, çiçeklerin üstüne konan, incecik bir yürektir sözlük sayfalarına benzeyen,
yapraklar arasında açmış,bir çiçektir, çiçeğin köklerine giden bir yolculuktur, vızıldar durur artık,
zor olan herbirşeye kollarını açarak.
dili vardır ya,kelimelerin,hecelerin,seslerin bilinmeyenden bilinene, öğretmendir, bazen,gürültülü coşkularda uyanan, acemi bir arıdır o, çiçeklerin üstüne konan, incecik bir yürektir sözlük sayfalarına benzeyen,
yapraklar arasında açmış,bir çiçektir, çiçeğin köklerine giden bir yolculuktur, vızıldar durur artık,
zor olan herbirşeye kollarını açarak.
SELÇUK YILDIRIM
ÖĞRETMEN
OLMAK İSTİYORUM
Ben öğretmen olmak istiyorum.
Ben, şairimin mısralarında dil,
Genç kızımın gergefinde nakış nakış gül,
Aşığımın sazında tel,
öpülesi bir el olmak istiyorum:
Ben, öğretmen olmak istiyorum...
Ben çaresizliğin filizlendiği yerde ümit,
Korkunun mayalandığı yerde yürek,
Güçsüzlüğün güçlendiği yerde bilek olmak istiyorum:
Ben, öğretmen olmak istiyorum...
Şu öksüz yavruya sımsıcak kucak,
Şu yetim çocuğa yanan bir ocak,
Çorak topraklara yağan yağmur,
Azgın sular bende,
Mehmet'imin elinde çağlar açan kılıç,
Doktorumun elinde derman saçan neşter,
Mimarımın, mühendisimin elinde pergel, cetvel:
Ben ana, ben baba,
Ben Fatih, ben İbni Sîna,
Ben Mimar Sinan olmak istiyorum:
Ben öğretmen olmak istiyorum...
Ben, ressamımın elinde fırça, tuvalinde renk,
Bestekârımın en içli şarkısında nağme,
Hattatımın, nakkaşımın elinde kalem:
Ben Hoca Ali Rıza,
Ben Itri Leyla Hanım,
Ben Karahisarî olmak istiyorum:
Ben öğretmen olmak istiyorum...
Ben öğretmen olmak istiyorum
Vatan evladına Türklüğü öğretmek için,
Ben öğretmen olmak istiyorum
İstiklal Marşımı gururla söyletmek için,
Ben öğretmen olmak istiyorum
Milletimi "muasır medeniyet seviyesine" yükseltmek için ..
Ben zehirli mantarların
Deve dikenlerinin,
Ayrık otlarının boy attığı verimsiz bir toprak değil
Ben kırlarında elvan elvan çiçeklerin açtığı,
Dağlarında hür kuşların uçtuğu.
Pınarından susayanın içtiği,
Yollarından yiğitlerin geçtiği.
Çiftçisinin başak başak kardeşliği biçtiği
Bir vatan olmak istiyorum:
Ben öğretmen olmak istiyorum...
Ben Hakk'a yönelen alınlarda nur,
Vatan topraklarını çevreleyen sur,
Mehmetçiğin göğsünde "îman",
Gençliğimin damarında "asil kan";
Ben zulme eğilmeyen baş,
Ben Türklük için ağlayan gözlerde yaş,
Barışta güvercin, savaşta kartal olmak istiyorum;
Ben öğretmen olmak istiyorum...
Ben, şairimin mısralarında dil,
Genç kızımın gergefinde nakış nakış gül,
Aşığımın sazında tel,
öpülesi bir el olmak istiyorum:
Ben, öğretmen olmak istiyorum...
Ben çaresizliğin filizlendiği yerde ümit,
Korkunun mayalandığı yerde yürek,
Güçsüzlüğün güçlendiği yerde bilek olmak istiyorum:
Ben, öğretmen olmak istiyorum...
Şu öksüz yavruya sımsıcak kucak,
Şu yetim çocuğa yanan bir ocak,
Çorak topraklara yağan yağmur,
Azgın sular bende,
Mehmet'imin elinde çağlar açan kılıç,
Doktorumun elinde derman saçan neşter,
Mimarımın, mühendisimin elinde pergel, cetvel:
Ben ana, ben baba,
Ben Fatih, ben İbni Sîna,
Ben Mimar Sinan olmak istiyorum:
Ben öğretmen olmak istiyorum...
Ben, ressamımın elinde fırça, tuvalinde renk,
Bestekârımın en içli şarkısında nağme,
Hattatımın, nakkaşımın elinde kalem:
Ben Hoca Ali Rıza,
Ben Itri Leyla Hanım,
Ben Karahisarî olmak istiyorum:
Ben öğretmen olmak istiyorum...
Ben öğretmen olmak istiyorum
Vatan evladına Türklüğü öğretmek için,
Ben öğretmen olmak istiyorum
İstiklal Marşımı gururla söyletmek için,
Ben öğretmen olmak istiyorum
Milletimi "muasır medeniyet seviyesine" yükseltmek için ..
Ben zehirli mantarların
Deve dikenlerinin,
Ayrık otlarının boy attığı verimsiz bir toprak değil
Ben kırlarında elvan elvan çiçeklerin açtığı,
Dağlarında hür kuşların uçtuğu.
Pınarından susayanın içtiği,
Yollarından yiğitlerin geçtiği.
Çiftçisinin başak başak kardeşliği biçtiği
Bir vatan olmak istiyorum:
Ben öğretmen olmak istiyorum...
Ben Hakk'a yönelen alınlarda nur,
Vatan topraklarını çevreleyen sur,
Mehmetçiğin göğsünde "îman",
Gençliğimin damarında "asil kan";
Ben zulme eğilmeyen baş,
Ben Türklük için ağlayan gözlerde yaş,
Barışta güvercin, savaşta kartal olmak istiyorum;
Ben öğretmen olmak istiyorum...
II
Ben öğretmen olmasam
diyorum!...
0 zaman kim öğretir güzel Türkçemi
Henüz anne diyen dillere,
Kim öğretir insanlığı duyguyu genç nesillere.
Kim öğretir büyüğünü saymayı.
Küçüğünü şefkat ile sevmeyi?
Ben öğretmen olmasam diyorum!
0 zaman şu körpe fidan
Nasıl öğrenecek sert rüzgarlara göğüs germeyi,
Nasıl öğrenecek, çiçek açıp meyve vermeyi?
Şu gelinlik kızım
Şu bıyıkları yeni terleyen delikanlım
Kimden öğrenecek insan gibi sevilmeyi, sevmeyi,
Vatan için, millet için, bayrak için
Göz kırpmadan ölmeyi?
Ben öğretmen olmasam diyorum,
Kim dokuyacak kilimimi, halımı,
Kim işletecek madenimi, fabrikamı,
Kim alıp satacak ürettiğim malımı?
Ben öğretmen olmasam,
Kim yazıp okuyacak şiirimi, romanımı;
Kim yazıp okuyacak
Sıladan gurbete. gurbetten sılaya
Hasret taşıyan mektuplarımı?
0 zaman kim öğretir güzel Türkçemi
Henüz anne diyen dillere,
Kim öğretir insanlığı duyguyu genç nesillere.
Kim öğretir büyüğünü saymayı.
Küçüğünü şefkat ile sevmeyi?
Ben öğretmen olmasam diyorum!
0 zaman şu körpe fidan
Nasıl öğrenecek sert rüzgarlara göğüs germeyi,
Nasıl öğrenecek, çiçek açıp meyve vermeyi?
Şu gelinlik kızım
Şu bıyıkları yeni terleyen delikanlım
Kimden öğrenecek insan gibi sevilmeyi, sevmeyi,
Vatan için, millet için, bayrak için
Göz kırpmadan ölmeyi?
Ben öğretmen olmasam diyorum,
Kim dokuyacak kilimimi, halımı,
Kim işletecek madenimi, fabrikamı,
Kim alıp satacak ürettiğim malımı?
Ben öğretmen olmasam,
Kim yazıp okuyacak şiirimi, romanımı;
Kim yazıp okuyacak
Sıladan gurbete. gurbetten sılaya
Hasret taşıyan mektuplarımı?
III
Ben
öğretmen olmalıyım diyorum
Çünkü vatanımı severim.
Çünkü bilirim vatan için ölmesini...
Alnımda şeref tacıdır
Tarihim, Cumhuriyetim, Türklüğüm...
Ben öğretmen olmalıyım diyorum;
Çünkü heyecan veriyor bana
Şu çeşme, şu kervansaray, şu cami, şu türbe;
Şu davul, şu zurna,
Şu halay, şu horon, şu bar, şu zeybek...
Bana heyecan veriyor
Anamın yazmasındaki oya, söylediği ninni, ağıt,
Tad alıyorum ekmeğimden, aşımdan
Gurur veriyor bana millî kültürüm...
Çünkü vatanımı severim.
Çünkü bilirim vatan için ölmesini...
Alnımda şeref tacıdır
Tarihim, Cumhuriyetim, Türklüğüm...
Ben öğretmen olmalıyım diyorum;
Çünkü heyecan veriyor bana
Şu çeşme, şu kervansaray, şu cami, şu türbe;
Şu davul, şu zurna,
Şu halay, şu horon, şu bar, şu zeybek...
Bana heyecan veriyor
Anamın yazmasındaki oya, söylediği ninni, ağıt,
Tad alıyorum ekmeğimden, aşımdan
Gurur veriyor bana millî kültürüm...
Ben
öğretmen olmalıyım diyorum;
Çünkü inanıyorum Allah'ıma, İnanıyorum
"Beşikten mezara kadar oku" diyen Peygamberime,
İnanıyorum "Ne mutlu Türküm" diyen Atatürk" üme...
Ben öğretmen olmalıyım diyorum;
Çünkü biliyorum affetmesini,
Biliyorum asil duygularla insanları sevmesini
Ben öğretmen olmalıyım diyorum;
Çünkü inkar etmiyorum tarihimi
Hor görmüyorum geçmişimi,
Atalarım önümde en büyük rehber diyorum.
Çünkü ben özenmiyorum
İnsana, insanlığa saygı duymayan hiçbir fîkre,
Çünkü ben bel bağlamadım
örfüme, adetime, dînime ters düşen çirkinliklere...
Çünkü inanıyorum Allah'ıma, İnanıyorum
"Beşikten mezara kadar oku" diyen Peygamberime,
İnanıyorum "Ne mutlu Türküm" diyen Atatürk" üme...
Ben öğretmen olmalıyım diyorum;
Çünkü biliyorum affetmesini,
Biliyorum asil duygularla insanları sevmesini
Ben öğretmen olmalıyım diyorum;
Çünkü inkar etmiyorum tarihimi
Hor görmüyorum geçmişimi,
Atalarım önümde en büyük rehber diyorum.
Çünkü ben özenmiyorum
İnsana, insanlığa saygı duymayan hiçbir fîkre,
Çünkü ben bel bağlamadım
örfüme, adetime, dînime ters düşen çirkinliklere...
IV
Sen öğretmen olmalısın
kardeşim;
Sen namussun, vicdansın, adaletsin...
Sen müspet ilimsin kardeşim
Sen irfansın, inançsın geleceğimi aydınlatan...
Sen, buram buram tüten vatan sevgisi,
Sen, burcu burcu kokan Türklük duygususun.
Sen öğretmen olmalısın kardeşim,
Sen öğretmen olmalısın...
Biz öğretmen olmalıyız kardeşlerim;
Biz, görmeyenlere göz
Duymayanlara kulak,
Yürümeyenlere ayak olmalıyız...
Biz öğretmen olmalıyız kardeşlerim kızıyla, erkeğiyle
Layık olabilmek için
"Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" diyen Ulu Önder Atatürk'e...
Biz, şairlerimizin mısralarında dil,
Genç kızlarımızın gergeflerinde nakış nakış gül,
Aşıklarımızın sazlarında tel,
öpülesi bir el olmalıyız:
Biz öğretmen olmalıyız.
Sen namussun, vicdansın, adaletsin...
Sen müspet ilimsin kardeşim
Sen irfansın, inançsın geleceğimi aydınlatan...
Sen, buram buram tüten vatan sevgisi,
Sen, burcu burcu kokan Türklük duygususun.
Sen öğretmen olmalısın kardeşim,
Sen öğretmen olmalısın...
Biz öğretmen olmalıyız kardeşlerim;
Biz, görmeyenlere göz
Duymayanlara kulak,
Yürümeyenlere ayak olmalıyız...
Biz öğretmen olmalıyız kardeşlerim kızıyla, erkeğiyle
Layık olabilmek için
"Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" diyen Ulu Önder Atatürk'e...
Biz, şairlerimizin mısralarında dil,
Genç kızlarımızın gergeflerinde nakış nakış gül,
Aşıklarımızın sazlarında tel,
öpülesi bir el olmalıyız:
Biz öğretmen olmalıyız.
M.
NEJAT SEFERCIOGLU
MAVİ IŞIKLI YOL
Öğretmen ... Yazan, yöneten, oynayan; ölçen, biçen, şekil
veren...Öğretmen, var eden, yok eden...Öğretmen ta kendisi toplumun;toplum ki
ta kendisi öğretmenin. Öğretmen, barış;öğretmen, savaş...Evet öğretmen her şey!
Bir dünya düşünün, her şey hayal edildiği gibi, her şey mükemmel. Kuşkunuz olmasın, kurucusu, hazırlayıcısı öğretmendir. Bir dünya düşünün...Düşünmek bile istemiyorum. Evet öğretmendir!
Boşuna değil iç çekişlerim, ben her şeyin sorumlusuyum; kavganın, barışın, iyinin, kötünün...
Bu gün kendimi görüyorum o renkli camda, okulda, iş yerinde, sokakta... Kestirip atamıyorum;suçlular aramıyorum ucuz sözlerle, suç bende biliyorum. Ben, sorumlusuyum bu ülkenin, ama sevdalısıyım aynı zamanda!
Bir dünya düşünün, her şey hayal edildiği gibi, her şey mükemmel. Kuşkunuz olmasın, kurucusu, hazırlayıcısı öğretmendir. Bir dünya düşünün...Düşünmek bile istemiyorum. Evet öğretmendir!
Boşuna değil iç çekişlerim, ben her şeyin sorumlusuyum; kavganın, barışın, iyinin, kötünün...
Bu gün kendimi görüyorum o renkli camda, okulda, iş yerinde, sokakta... Kestirip atamıyorum;suçlular aramıyorum ucuz sözlerle, suç bende biliyorum. Ben, sorumlusuyum bu ülkenin, ama sevdalısıyım aynı zamanda!
Dedim ya kestirip atamıyorum, öğrencime
"Tembel", işçime "hantal" diyemiyorum. Bu ülkenin dertleri
bitmeli diyorum. Haykırıyorum! Çözüm ben de biliyorum...
Ve...bir mavi ışık selamlıyor beni. "Sen" diyor, "Sen, yeni neslin kurucusu"...O, Başöğretmen, en büyüğü öğretmenlerin! Görevimi hatırlatıyor ve gülümsüyor umuda...
Sen, öğretmenim! "Az zamanda çok büyük işler başardık." Özdeyişinin onurlu, yürekli savaşçısı!
Türkiye Cumhuriyeti destanının yorulmuz, yıkılmaz mimarı! Destanın devam edecek, biliyorum. Çünkü sen bu ülkenin, bu toprakların "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda!" dizesiyle anıtlaşan her taşının yıkılmaz neferisin...
Sakın ümidini yitirme öğretmenim, n'olur gözlerin hep o mavi ışıkla parlasın, sakın yenilme! Sakın daha farklı düşünme kendini... Öyle kal, iliklerine kadar sevdanı işle ve işlet her karesine bu kutsal ülkenin. Bu ülke, bu insanlar senden sevgiyi yudumlayacaklar;bu
çocuklar, bu gençler senden hürriyeti içecekler...Ve bu ülke seninle "gelişmekte olan ülkeler" sınıfından O Büyük Önderin gösterdiği hedefe;en ileriye, en iyiye yürüyecektir dev adımlarla...
Senin sevdan en büyüğü, en şereflisi ve en nazlısı...Adı:Türkiye!
Sen ki bu ölümsüz sevdanın yıkılmaz kahramanısın...
Selam sana öğretmenim! Adın özdeş Cumhuriyet'le, adın özdeş
O'nunla...
Ve...bir mavi ışık selamlıyor beni. "Sen" diyor, "Sen, yeni neslin kurucusu"...O, Başöğretmen, en büyüğü öğretmenlerin! Görevimi hatırlatıyor ve gülümsüyor umuda...
Sen, öğretmenim! "Az zamanda çok büyük işler başardık." Özdeyişinin onurlu, yürekli savaşçısı!
Türkiye Cumhuriyeti destanının yorulmuz, yıkılmaz mimarı! Destanın devam edecek, biliyorum. Çünkü sen bu ülkenin, bu toprakların "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda!" dizesiyle anıtlaşan her taşının yıkılmaz neferisin...
Sakın ümidini yitirme öğretmenim, n'olur gözlerin hep o mavi ışıkla parlasın, sakın yenilme! Sakın daha farklı düşünme kendini... Öyle kal, iliklerine kadar sevdanı işle ve işlet her karesine bu kutsal ülkenin. Bu ülke, bu insanlar senden sevgiyi yudumlayacaklar;bu
çocuklar, bu gençler senden hürriyeti içecekler...Ve bu ülke seninle "gelişmekte olan ülkeler" sınıfından O Büyük Önderin gösterdiği hedefe;en ileriye, en iyiye yürüyecektir dev adımlarla...
Senin sevdan en büyüğü, en şereflisi ve en nazlısı...Adı:Türkiye!
Sen ki bu ölümsüz sevdanın yıkılmaz kahramanısın...
Selam sana öğretmenim! Adın özdeş Cumhuriyet'le, adın özdeş
O'nunla...
Nihat PEKİNCE
Kırıkkale Anadolu Teknik Lisesi Teknik Lise ve E.M.L.
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
UNUTMA ÇOCUĞUM
Bu yazı Ordinaryüs Prof. Dr.
Ali Fuat Başgil'in "Gençlerle Başbaşa" kitabından alınmıştır. (Bilim
Teknik Dergisi. Ocak - 1988)
Çalışma hayatının genel
kanunları : Okuyucum! Her işin ve mesleğin kendi bünyesine göre çalışma ve
işleme usul ve kuralları vardır. Bunu meslek sahipleri bilir. Bir de fizik ve
fikri her nevi çalışma hayatının ve genellikle başarılı olmanın, düşünen aklın
şaşmaz kanunları halinde bir takım genel ve rasyonel düsturları vardır ki, ben
burada bunlardan benim bildiği kadarını açıklayacağım.
Çalışma için uygun gün ve saat
bekleme. Bil ki, her gün ve her saat çalışmanın en uygun zamanıdır.
Çalışmak için uygun yer ve köşe
arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en uygun yeridir.
Bir günde ve bir zamanda yapman
Iâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her
günün derdi gibi, işi de kendine yeter.
Bir zamanda yalnız tek bir iş
yap, yalnız bir ders, bir kitap,hatta bir fasıl üzerinde çalış. Ta ki,
dikkattin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım
diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslam
müteferriki "İmam-ı Gazali"ye "İhya-i Ulum" adlı muazzam
eserini nasıl bir çalışma ile vücuda getirdiğini sormuşlar: "Bir zamanda
yalnız bir fasıl, bir bahis, bir konu üzerinde çalıştım." demiş.
Başladığın bir işi (bir dersi,
bir kitabı, bir vazifeyi yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve
vazifeye başlama. Yarıda kalan iş başlanmamış demektir.
Bir günün işini (dersini,
vazifesini) bitirdikten sonra ertesi gün ne iş yapacağına karar ver. Yahut, hiç
olmazsa çalışmaya başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap) üzerinde
çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.
Bir işe baş!amadan, bir dersi
öğrenmeye, bir kitabı okumaya oturmadan evvel düşün ve çalışman için gerekli
olan şeyler arasında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kağıt
aramaya kalkıp da dikkatin dağılmasın.
Bir işe başlamadan evvel o işi
(dersi, vazifeyi, kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bir şekilde
nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla.
Çalıştığın bir iş (bir ders,
bir kitap, bir yazı) üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile
gerileme. Gene bil ki; çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve
kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevi zevk eşsiz bir zevktir. Emin
ol ki; harple zafer ve işte başarı yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir
ve imkansız görünen, mümkün olur.
Bir dersi, bir kitabı en basit
elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile her bahsi iyice ve
noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar ve bahisler üzerinde
bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma.
Devamlı ve planlı çalış. Ve her
gün aynı saatlerde mutlaka çalışmaya otur. Çalışmayı uzun süre kesip terk etme.
Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış ki,
çalışma alışkanlığın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet
çekmeyesin.
Bir iş üzerinde yorulursan
dinlenmek için işini değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme
bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi işlemeyen demir gibi, pas
tutar.
Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yetişir deme. Çalışmanın sonucuna ve öğrendiğine bak.
Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yetişir deme. Çalışmanın sonucuna ve öğrendiğine bak.
Fikrî çalışmalar için, aynı saatlerde
devamlı ve düzenli bir surette, günde iki üç saat bile yeterlidir. Büyük İslam
düşünürü İbn-i Sina, dünyaca meşhur olan Kitabu-ş-şifa'sını, her gün, sabah
namazından sonra Bağdat'taki bir camiin büyük kandili altında oturarak, kuşluk
vaktine kadar, yani takriben iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir.
Meşhur İngiliz düşünürü Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak
yazmıştır. Her sene bin, bin iki yüz sahifelik eser veren Fransız edibi Emile
Zola'ya bu başarısının sırrını sormuşlar: "Hergün yalnız üç saat çalışır
ve yazarım." demiş.
Sabırlı ol genç dostum. Damlaya
damlaya göl ye aynı noktaya düşen damlacıklar zamanla mermeri bile deler.
Bir işe başladığın bir dersi
öğrenmeye başladığın, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya koyulduğun zaman
telaş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol yol al, fakat acele etme.
Sindirerek çalış ve öğren
İşinde ve derslerinde herhangi
bir fikrî noktayı küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazen büyük
zararlar doğduğunu unutma.
Gece yatağına uzandığın zaman,
o gün ne yapacağını kendine sormadan uyuma
Her gün iyi bir eserden yüksek
sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme yeteneğin gelişir,
Rastladığın edebi, felsefi
bazı; güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade haznen zenginleşir
hem de hafızan kuvvetlenir.
Çalıştığın bir dersin, bir
kitabın fasıl ve bahislerini bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden
özet halinde not et. Bir dersi, bîr kitabı en iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu
bu şekilde yazmaktır.
Bir dersten öğrendiğin, bir
kitaptan okuduğun fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla ezberden müzakere ve
münakaşa et. Bu suretle hem zekan işler ve öğrendiğin hazmolur, hem hafızan
kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini açık o!arak ifade etme
yeteneği kazanırsın.
Dikkat et: Sözlerin ve
yazıların kısa, açık ve anlamlı olsun.
Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre değişen verimli ve eşref saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları için de öğleye doğru, öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla ve senin eşref saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma.
Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre değişen verimli ve eşref saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları için de öğleye doğru, öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla ve senin eşref saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma.
Okuduğun bir kitapta
rastladığın güzel bir parçayı veya orjinal bir fikri yerini ve sahifesini
işaret ederek not. Bu suretle biriktirdiğin nottan bir dosyaya veya bir iş
kutusuna sırasıyla yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin
zaman bu notlar senin için zengin bir malzeme hazinesi olur.
Bir konu hakkında bir yazı veya
bir eser yazmaya karar verdiğin zaman, evvela bu konu üzerince evvelce yazılmış
eserleri oku. Ta ki; yazılmış ve söylenmiş şöyle tekrar edip ömrünü israf
etmeyesin.
Gök kubbe altında yepyeni
hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir. eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir.
Her şeyden evvel, ana dilini
iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana
dilidir.
Dilbilgisi bir amaç değil, bir
araçtır. Asıl amaç olan, fikir zenginliğidir.
Kişinin kıymeti dilinin altında
ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.
Bir işi yapıp yapmamakta
kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan her birinin fayda ve zararlarını iyice
hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.
Bir işe öfkeli ve sinirli iken
karar verme. Bekle öfken geçsin. Zira öfke île kalkan zararla oturur.
Çok konuşma. Yerinde ve özlü
konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.
Kimsenin yüzüne karsı
söyleyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en
kötü şeklidir.
Kimsenin cahilliğini yüzüne
vurma. Bil ki insanları en ÇOK kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin
yüzlerine vurulmasıdır.
Yalan söyleme. Yalan söyleyen
yakalanma korkusu içinde yaşayan hırsız gibidir.
Daima olduğun gibi görün,
göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendi
ahmaklığını göstermiş olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder